“…Biz, bu Kur’ân'ı sana vahyederek en güzel kıssaları anlatıyoruz. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.” (12/Yûsuf, 1-2)

AMELLER NİYETLERE GÖREDİR HADİSİNİN TAHLİLİ

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurur ki:

“Ameller ancak niyetlere göredir, herkese niyet ettiği şey vardır…”[1] Allah’ın ve peygamberlerin sözlerini bir takım amaçlar uğruna yanlış yorumlama, tahrif etme veya maksudun dışında tevil etme hastalığı tüm insanlık tarihinde rastlanan bir olaydır. Yahudilerle revaç bulan bu amansız hastalık, maalesef ümmet-i Muhammed içerisinde de müşahede edilmektedir. Arzu ve isteklerini dinin öğretilerine tabi kılmayan zayıf iradeli kimselerin başvurduğu en öncelikli metot budur. Bu metot sayesinde kendilerine caiz olmayan amelleri bir anda meşru çerçeveye indirirler. Ellerinde, önüne geleni yoluna uyduran bir alet vardır ki, son zamanlarda bu “te’vil baltası” diye tesmiye edilmektedir. O kadar keskindir ki dinin haram dediği veya küfür addettiği şeyleri bile bir çırpıda düzlemek sureti ile caiz kılıverir! Hiç akla gelmeyecek manalar etrafı budanarak gün yüzüne çıkarılır! Maalesef durum bundan ibarettir. Zikri geçen Hadis-i Şerifte bundan nasibini almış ve te’vil edilerek ya da daha sahici bir ifade ile tahrif edilerek ana mecrasından saptırılmıştır. Bu esef verici kısa girişten sonra hadisimizin ne anlama geldiğini izah etmeye geçebiliriz.

Hadis-i Şerif amellerin, niyetlere göre değerlendirileceğinden bahsetmektedir. O halde “amel” ne demektir? Hadisin doğru anlaşılması için bunun bilinmesi şarttır. Âlimlerimizin beyanatına göre İslam’da ameller üçe ayrılır:

  1. Mubah olan ameller
  2. Taatler (ibadet olan ameller)
  3. Masiyetler (günah olan ameller)

Ümmetin ittifakıyla bilinmektedir ki, “niyet” ilk iki madde de yani mubahlarda ve taatler de geçerlidir. Son madde olan masiyetlerde geçerli değildir. Bu hakikati Fahreddin er-Razî şöyle ifade eder:

“Günahlar, niyet sebebiyle günah olmaktan çıkmaz. Bu sebeple cahil, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisinin niyet sebebiyle günahın taate dönüşeceğini sanmasın!”[2]

Şimdi bunları örnekleriyle açıklayalım:

Mubaha örnek olarak koku/esans sürmeyi ele alalım. Kişi kibir ve gururunu dışa vurmak ya da kadınları baştan çıkarmak amacıyla koku sürünse sırf bu niyeti onu günaha sokar. Ama kişi bununla, Hz. Peygamberin Sünnetine ittiba etmeyi ve bedeninde meydana gelen kötü kokuları bertaraf etmeyi amaçlıyorsa o zaman bu güzel niyeti ona sevap kazandırır. İşte tam burada “Ameller niyetlere göredir” hadisi devreye gire ve sahibinin kalbindeki kasta göre ecir ya da günah kazanmasına sebep olur.

İbadete ise şu örneği verebiliriz. Namaz Allah’ın bizlere emretmiş olduğu bir ibadettir. Her ibadette olduğu gibi bu ibadette de niyet başrolü oynamaktadır. Bir namazın kabul edilip edilmemesi -diğer şartları da yerine getirmekle birlikte- ancak niyete bağlıdır. Eğer kişi namazı sırf Allah emretti diye ve O’nun rızası için kılarsa, bu niyet namazını ibadete çevirir. Şayet, başkaları “bu adam namaz ehlidir” desinler diye kılıyorsa o zaman o namaz, ibadet olmaktan öte bir masiyet olur, hatta sahibini şirke bile götürür. İslam’ın diğer ibadetlerinde de aynı kural geçerlidir. Diğerlerini de buna kıyas edebiliriz. Verdiğimiz bu örnekten de anlaşılacağı üzere ibadetlerde de aslolan niyettir. Burada da Efendimizin “Ameller niyetlere göredir” hadisi geçerlidir. 

Son olarak insanların en çok takıldığı noktalardan biri olan “günahlarda niyetin geçerliliği” meselesini ele alalım. Önce bunun örneğini verelim sonrada hakkın ortaya çıkması adına bazı sorularla meseleyi izah edelim.

Örneğe gelince; faiz haramdır. Cami yaptırmak ise İslam’ın teşvik ettiği bir amel… Şimdi adam çıksa ve “ben insanların Allah’a ibadet ederek O’na yaklaşmaları adına cami yaptıracağım. Ama bunun için paramı “faize” yatırdım ve oradan gelen gelirle bu işi halledeceğim” dese ne olur? Onun bu iyi niyeti amelini meşrulaştırır mı? Kanaatimizce herkesin vereceği cevap menfi/olumsuz yönde olacaktır. Yani herkes “elbette olmaz” diyecektir. Şimdi aşağıda ki soruları hep birlikte cevaplayalım.

  • Başkasının malını gasp ederek fakirlere harcama yapmak
  • Bir kadının sırf mücahitlere yardım etmesi için zina etmesi
  • Garibanların ihtiyaçlarının karşılanması adına kumar oynanması
  • Üretilmiş içkiler boşa giderek israf olmasın diye içki içmek

Örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla birlikte bu sorulara hep bir ağızdan vereceğimiz cevap aynıdır; “hayır, olmaz böyle bir şey!”  Böyle bir şey olmazsa bu gün sırf İslam’ı getirmek için gayr-i meşru yollara başvuranlara, parlamentolarda Kitabullah’a aykırı yasa yapanlara, putlara kıyam edenlere ve daha nice yasak olan fiilleri işleyenlere ne diyeceksiniz? Acaba onlar İslam’ı hâkim kılma amacıyla bunları yaptıkları için mazur mu sayılacaklar? Eminim ki sizde bunların cevabını çok iyi biliyorsunuz. Bu fiilleri işleyen insanların yaptıklarını meşrulaştırma adına getirmiş oldukları te’villerin zorlamadan öteye gitmediğinden çok iyi haberdarsınız. Ama maalesef bu gün kendisini ilme nispet eden nice hoca efendi, bu ve benzeri işlerin İslam’a hizmet amacıyla, başörtülü kızların rahatça okuması için veya İslamî kesimin rahat etmesi adına yapılmasında bir beis görmemekte aksine teşvik etmektedirler.

Bu noktada İbn-i Teymiyye’ye sorulan bir soruya yer vermek istiyorum. Birisi diyor ki: “Üstat! Büyük günah işlemek, adam öldürmek, yol kesmek, zina etmek ve bir takım münker fiiller işlemek amacıyla toplanmış yol kesiciler var. Bir adamda bunları doğru yola getirmek amacıyla içerisinde kötü sözler bulunmayan şarkılar söylese ve kendince bundan başka da yolu olmasa, bu işin neticesinde de büyük günahlar işleyen o gurup, küçük günahlardan dahi kaçacak kadar takvalı olsa bu kişinin metodu caiz ve meşru mudur?” Soruya Şeyhu’l İslam İbn-i Teymiyye şöyle yanıt verir: “Şüphesiz ki böyle bir metot bid’attir. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Rahmanî metodu şeytanî metotlara ihtiyaç bırakmamaktadır”[3]

Bu cevabı naklettikten sonra Asım el-Makdisî der ki:

“Müslümanlar yanında gaye/netice (o gayeye ulaştıran) vesileleri meşru kılmaz. Necaset, necasetle giderilmez. Sidikle, sidik temizlenmez. Davetçinin amacı nasıl ki yüce ve temizse aynı şekilde bu amaca ulaşmak için kullanacağı vesilelerde temiz olmalıdır.”[4]

 

Faruk Furkan

 



[1] Buhari, Kitabu’l-Vahy, 1.

[2] Tefsir-i Kebir, 3/348. Huzur Yayınları.

[3] Keşfu Şübühati’l-Mücadilin, sf. 44.

[4] Aynı yer.

Okunma Sayısı:1001