“Tâğuta ibâdet (ve itaat) etmekten uzak duran ve Allah’a yönelenler var ya, işte onlar için müjde vardır.” (Zümer, 17)

DAVETİN FAZİLETİ

 

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

Bir İslam davetçisini başarıya götüren en önemli şeylerden birisi de, hiç şüphesiz davet ettiği şeyin kendisine kazandıracağı menfaati bilmesidir. İnsan daveti neticesinde elde edeceği karı bildiğinde davetinde daha aktif, daha etkin ve daha çalışkan olacaktır. Bu nedenle davetçiye Allah ve Rasûlü tarafından vaat edilen şeyin ne olduğunu kesinlikle bilmek gerekir.

Tevhide davetin faziletini ortaya koyan birçok delil vardır, ama biz önemine binaen bunlardan sadece iki tanesini zikretmekle yetineceğiz.

1) Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hayber günü Hz. Ali’yi yanına çağırmış, İslam sancağını onun eline vermiş ve Yahudîlerle savaşmasını emir buyurduktan sonra ona şöyle demişti:

“Ey Ali! (savaşmadan evvel, önce onları İslam’a çağır) Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın senin vasıtanla tek bir kişiye hidayet vermesi senin için kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır.”[1]

Kızıl develer Arapların sahip olmayı istedikleri en iyi bineklerdendi. Bu günün tabiriyle söyleyecek olursak kızıl develer o gün için Arapların Mercedes’leri mesabesinde idi. Bir Mercedes’e sahip olmak nasıl ki bir genç için güzel bir şey ise kızıl develere sahip olmakta o günün şartlarında güzeldi, arzulanan bir şeydi. Bu nedenle Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in böylesi bir benzetme yapmasını iyi değerlendirmek gerekir.

2) “İnsanları doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.”[2]

Bu hadisi şerif, davetçinin sevabını ortaya koyma bakımından oldukça teşvik edicidir. Düşünün, bir kimsenin Allah’ın dinine girmesine vesile oluyorsunuz, öyle ki bu insanın yaptığı amellerden hiç eksiltilmeksizin size de ecir geliyor. Yani o kimsenin kıldığı namazlar, tuttuğu oruçlar, verdiği sadakalar ve yaptığı diğer ameller zerre miktarı bir eksikliğe uğramaksızın sizin hanenize yazılıyor! Hele bir de sizin hidayetine vesile olduğunuz şahıs bir başka insanın tevhidi kabul etmesine aracılık ederse o zaman onunda ecirlerinden size eksiksiz yazılacaktır. Eğer o da bir başkasına vesile olursa, o zaman gelen sevapların haddi hesabı olmaz herhalde? Böylesi bir insan adeta sevap üreten bir fabrikaya sahip olmuş gibi olur. Bu nedenle Allah yolunda ki gayretlerimizi artırmalı ve her ortamda tebliğ için fırsatlar kollamalıyız ki bu sayede ecirlerimizi kat be kat artırmış olalım.

 

 

Faruk Furkan



[1] Buharî, 3701.

[2] Müslim, İlim 16.

Okunma Sayısı:388