"'Benim namazım, kurbanım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah rızası içindir' de." (EN'ÂM - 162)

GELİN, HEP BERABER DÜŞÜNELİM!

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

Çok yorucu bir günün ardından evinize gelmiş, yatağınıza girmiş ve istirahata çekilerek gecenin karanlığına kendinizi bırakmışsınız…

Tam uykuya dalacağınız sırada bir anda evinize yüzleri kar maskeleri ile kaplı sekiz-on asker giriyor ve siz daha ne olduğunu henüz anlamadan kafanıza bir çuval geçiriyorlar, ellerinizi ve ayaklarınızı bağlayarak sizi alıp götürüyorlar…

Sizi önce bir arabaya, ardından da bir uçağa bindiriyorlar…

Uçak uzun bir yolculuğun ardından iniş yapıyor. Askerler sizi alarak tekrar ilerliyorlar. Sonra sizi bir helikoptere bindiriyorlar. Helikopterde uçak gibi uzun bir süre yol kat ettikten sonra inişe geçiyor… Ve askerler sizi ondan indiriyorlar. O indirdikleri yerde gözlerinizi açıyorlar. Siz bakıyorsunuz ki, geldiğiniz yer ıssız bir ada!

Askerler hiçbir şey konuşmuyor, tek bir kelime dahi etmiyorlar.

Siz şaşkınlıktan ne yapacağınızı bilmeden etrafa bakınıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz… 

Etrafa bakındığınız sırada bir ara tipleri hiçte o adada yaşayan birilerine benzemeyen ve hararetle çalışmakta olan bazı insanlar görüyorsunuz.

Kimisi tarla sürüyor, kimisi kayık yapma peşinde, kimisi de daha başka işlerle meşgul…

Muhtemelen onlarda sizin gibi başlarına çuvallar geçirilerek oraya getirilmiş kimseler!

Siz olup bitenleri anlamak için onlara doğru ilerlemeye başlıyorsunuz. Tam yürümeye koyulmuşken askerin birisi yanınıza yanaşıyor ve:

“Eğer buraya niçin getirildiğini, ne yapman gerektiğini ve en ideal şekilde buradan nasıl kurtulacağını öğrenmek istiyorsan cebine bırakacağım şu notları oku!”diyerek cebinize bir kâğıt parçası bırakıyor ve hızla oradan uzaklaşıyor…

Tam bu olayların yaşandığı sırada adada sizi gören o insanlar yanınıza gelmeye başlıyor…

Siz bir an önce oradan kurtulmak için askerin tavsiye ettiği şeyi yapmaya, yani cebinize bırakılan notu okumaya hazırlanıyorsunuz. Tam okuyacağınız sırada yanınıza gelen o insanlardan birisi kolunuzdan tutuyor ve size:

“Kardeş! Senin o notu okumana hiç gerek yok! Ben zaten onu okudum ve şu anda onun gereğini yapmaya çalışıyorum. O notun bildirdiğine göre bizler burayı imar etmekle sonrasında da ilerleyen dönemlerde gelecek insanlar için burayı güzelleştirmekle sorumluyuz” diyor.

O esnada öbürü öne atılıyor ve:

“Hayır, bu arkadaşın söylediklerine katılmıyorum. Aksine bizler burayı imar etmeye değil, kendimize uygun kayıklar yaparak bir an önce buradan kurtulmaya geldik. Benim o nottan anladığım budur” diyor.

Derken öbürü söz alıyor ve:

“Hayır, hayır! Bu iki arkadaşta o notu yanlış anlamış. Benim anladığıma göre o not bizlere buranın bizler için sürekli kalınacak bir yer olmadığını, eninde sonunda buradan göç edeceğimizi ve burada yaptığımız işlere göre ödül veya ceza alacağımızı anlatıyor. Evet, o not bize bunları anlatıyor” diyor…

 Sizce aklını kullanan bir insan oradakilerin ortaya attığı farklı faklı fikirlere uymayı mı akıllılık olarak değerlendirir, yoksa askerin cebine bıraktığı o nota bakmayı mı?

Akıllı insan düşünür ki eğer gerçekten oradakiler bu notu okumuş olsalardı farklı farklı düşüncelere kapılmaz ve her biri bir diğerinden farklı olan değişik değişik işler yapmazlardı. Haydi diyelim ki onlar böyle bir yanlış anlama içerisine düştüler, bu durumda en azından kendisi bizatihi bu notu okur ve ondan bir şeyler anlamaya çalışarak içlerinden hangisinin doğru söylediğini tespit eder. Evet, akıllı insan böyle yapar.

Soruyorum: Gerçekten aklını kullanan bir insan bunca kargaşadan sonra hiç o notu okumadan bir gece uyuyabilir mi?

O notun içerisinde ne yazdığını öğrenmeden bir an olsun rahat edebilir mi?

Sanırım herkesin bu soruya vereceği cevap aynıdır: “Hayır!”

Şimdi gelin, bu örnekte anlatılan insanın “siz”, gittiğiniz ıssız adanın “dünya”, size verilen notun “Kur’ân”, orada birbiri ile anlaşmazlığa düşenlerinde farklı farklı inançlara mensup diğer insanlar olduğunu düşünelim…

Acaba böylesi bir durumda ne yaparsınız?

Sizde elinizdeki nota hiç bakmadan onların birbiriyle çelişen sözlerine mi kulak verirsiniz, yoksa hemen notu okuyarak doğrunun hangisi olduğunu mu araştırırsınız?

Hangisini yaparsınız?

Her halde akıllı tüm insanların yapacağı şey malum…

İşte bu gün insanlığın içerisine düştüğü durum, bu örnekte anlatılandan hiçte farklı değil.

Niceleri, kendilerini doğru yola iletmek için ellerine verilen o nota hiç bakmıyor ve işin neticesini önemsemeden “Amaaaan, bana ne! Ne yazıyorsa yazıyor!” diyor.

Kimileri o notu okumayı tercih ediyor, ama “Biz kimiz ki o notu anlayalım! Bu notu anlamak olsa olsa büyüklerin işi!” diyerek notta yazılı olanları hiç de anlamaya çalışmıyorlar. Yaptıkları sadece yalın bir şekilde okumaktan ibaret oluyor.

Bazıları ise biraz daha farklı bir tavrın içerisine giriyor ve “Hayır, bu not çok değerli, bu nedenle bunu en güzel yerlere asmalı ve en yüksek yerlerde muhafaza etmeliyiz” diyorlar.

Diğer bir gurup ise, bu notun kendilerini o adadan kurtaracağına hiç inanmıyor.

İşte bu gün insanlığın Kur’ân karşısındaki tavrı da böyle.

Akıllı insan kıssalardan “hisse” çıkarmayı bilen ve bundan faydalanarak kendisini kurtarmayı yeğleyen insandır. Eğer bizlerde akıllı olduğumuzu iddia ediyor ve bu noktada her hangi bir şüphe taşımıyorsak, o zaman Rabbimizin bizler için gönderdiği ebedî saadet vesilesi olan Kur’ân’a sımsıkı sarılmalı ve adadan kurtulmak için onun bizlere göstereceği yol haritasına harfiyen uymalıyız.

 

İbrahim Gadban

 

Okunma Sayısı:757