“Ey kavmim, şu peygamberlere uyun. Uyun şu sizden hiçbir ücret istemeyenlere!...” (36/Yâsîn, 20, 21)

“LÂ İLÂHE İLLALLÂH” DİYEN CENNETE GİRER Mİ?

Yaşadığımız şu Türkiye ortamında insanlara “Bize Peygamber Efendimizden bir hadis söyler misin” diye sorsak, herhalde birçoğunun zikredeceği hadis şu olacaktır: “Kim ‘lâ ilâhe illallâh’ derse cennete girecektir.” Evet, bu hadis doğrudur, sahihtir ve gerçekten de bu sözü söyleyen kimse muhakkak cennete girecektir. Ama bizim toplumumuz gerçektende lâ ilâhe illallâh, yani Allah’tan başka hak bir ilâh yoktur, O’nun dışındaki tüm ilahları reddediyorum, demiş midir?

Bu sorunun cevabı çok önemlidir. Belki birçok insan bu nokta üzerinde gereği gibi düşünmediği ve bu kelimenin kendisine ne gibi sorumluluklar yüklediğini hakkıyla idrak edemediği için Lâ ilâhe illallâh hususunda hataya düşmekte ve bu kelimeyi sadece dil ile telaffuz edilen bir söz gibi zannetmektedir.

Şimdi bir kelimeyi sadece dil ile söylemenin yeterli olup-olmayacağını ortaya koyan birkaç örnek vererek bu konuda yoluna ışık tutmaya ve seni aydınlatmaya çalışacağım. Senden ricam, bu örnekleri ‘Lâ ilâhe illallâh’ üzerinde de uygulaman ve hayal âlemine dalarak bu sözü örneklerdeki gibi mi söylüyorsun, yoksa tıpkı Allah’ın peygamberleri gibi mi söylüyorsun, bir düşünmendir.

  1. Birinci Örnek: Şimdi bir adam düşün… Bu adam günlerdir hiçbir şey yememiş ve açlıktan ölmek üzere. Tam kendinden geçtiği bir sırada yakınına son derece mükemmel bir sofra getiriliyor. Sofrada üzerinde hâlâ dumanı çıkan harika bir kebap! Yanında lezzetine lezzet katacak tüm nevaleler var. Ama sofra adamın önüne değil, biraz ötesine konuluyor. Şimdi bu adamın “Kebap, kebap, kebap…” demesi kendisine bir fayda sağlar ve açlığını giderir mi? Veya “Kebap, kebap, kebap…” demeyi yüzlerce kez tekrar etmesi açlığını gidermeye bir fayda sağlar mı?

Herhalde buna vereceğin cevap “hayır” olacaktır. Yani adamın “kebap” demesi kendisine bir fayda sağlamayacaktır. Bu arada bir soru daha sorayım:

Peki, kebabın adama fayda sağlaması nasıl olacaktır?

Kebabın adama fayda sağlaması ancak yerinden kalkıp, kebaba giderek onu yemesi ile mümkün olacaktır.

  1. İkinci Örnek: Yine bir adam düşün ki, bu adam soğukta kalmış ve donmak üzere… Tam ölümle burun buruna geldiği bir sırada karşı taraftan birisi geliyor ve adama, kendisini kısa sürede ısıtacak bir soba getiriyor. Ama işin garibi adam sobayı donmak üzere olan bu şahsın yanı başına değil, biraz ötesine koyuyor. Şimdi bu manzara karşısında adamcağız başlasa ve “soba, soba, soba, soba…”  diyerek “soba” kelimesini onlarca kez telaffuz etse bu ona bir yarar sağlar ve kendisinden donma tehlikesini giderir mi? Elbette ki hayır! Onlarca değil, binlerce kez de söylese bu ona bir fayda getirmez. Onun bu çabası tamamıyla boşadır ve beyhudedir. Peki, onun bu durumda fayda görebilmesi bütünüyle neye bağlıdır?

Tabiî ki sobaya yaklaşmasına ve yanı başına oturarak ısınmaya çalışmasına…

İşte kardeşim, bizlerin cennete girmesine vesile olacak olan Lâ İlâhe İllallâh kelimesi de böyledir. İstediği şeyleri yerine getirmeden, pratik hayatta onu yaşamadan, emrettiği ve yasakladığı şeylere dikkat etmeden onu sadece dil ile telaffuz etmek, insana asla fayda vermeyecektir. Hatta sabahlara kadar eline binlik tesbihler alıp, milyonlarca kez onu telaffuz etse bile bunun yine de ona bir faydası olmayacaktır.

Toplumda herkesin istisnasız bir şekilde bildiği Peygamber Efendimizin “Kim ‘Lâ ilâhe illallâh’ derse cennete girecektir” hadis-i şerifi işte bu şekilde anlaşılmalıdır. Yani her kim: “Ben Allah’tan başka ilah olduğunu öne süren veya bunu dili ile söylemese bile tıpkı bir ilah gibi hareket eden ya da kendisine bu tür özellikler atfedilen tüm varlıkları, tüm nesneleri, tüm fikir, inanç, izm ve ideolojileri, bütün kurum ve kuruluşları reddediyor, tanımıyor ve bâtıl olduğuna inanıyorum. Ben asla bunlara kul ve köle olmam. Onları sevip destekleyemem. İbadet değeri taşıyan hiçbir amelimi bunlara sunmam. Bunlarla benim aramda en ufak bir alâka yoktur. Ben bunlardan beriyim” der ve Lâ ilâhe illallâh’ın kendisine yüklemiş olduğu İslamî bir hayatı yaşarsa, işte o kimse cennete girecek ve Allah’ın nimetlerine mazhar olacaktır.

Ve yine her kim ‘Lâ ilâhe illallâh’ derse, yani:

* Allah’tan başka kanun koyan tanımıyorum,

* Allah’tan başka her kurumun egemenliğini reddediyorum,

* Hâkimiyetin kayıtsız şartsız Allah’a ait olduğuna inanıyorum,

* Hayatıma Allah’tan başkaları karışamaz,

* Hayat düzenimi Allah’tan başkaları belirleyemez,

* Ev hayatımın, iş hayatımın, siyasi hayatımın, sosyal hayatımın kanunlarını yalnızca Allah tayin eder,

* İbadet ve itaatim yalnız Allah’adır,

* Duâmı yalnız Allah’a yaparım,

* Yardımı, medetimi yalnız Allah’tan beklerim,

* Hakiki anlamda yalnız Allah’tan korkarım,

* Sevgim, muhabbetim ve tevekkülüm sadece Allah’adır,

* Fayda ve zararı sadece Allah verir… derse, işte o kimsedir cennete girmeyi hak eden ve o mübarek mekâna aday olan!

İnanın, budur Peygamber Efendimizin kastettiği, anlatmaya çalıştığı ve yıllarca uğruna birçok eziyete katlandığı Lâ ilâhe illallâh… Eğer sadece bir kere dil ile söylenmesi yeterli olan bir kelime olsaydı bu, her halde bunca kan akmaz, bunca çile çekilmez, bunca eziyet görülmezdi. Unutmayın ki “Lâ ilâhe illallâh”ın insana bahşettiği cennet ucuz değildir. Peygamber Efendimizin de dediği gibi “Allah’ın ticaret için ortaya koyduğu malı (cenneti) çok pahalıdır.[1]

 

(Lâ İlâhe İllallâh Ne Demek Biliyor musun?

adlı eserden alıntılanmıştır.)

 

Faruk Furkan

 



[1] Tirmizî, 2450.

Okunma Sayısı:1452