“Onlar öyle erlerdir ki, ne ticaret ne alışveriş kendilerini Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Ve onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olacağı bir günden korkarlar.” (24/Nûr, 37)

LÂ İLÂHE İLLALLÂH’IN BEŞİNCİ ŞARTI “Yakîn/Şek Ve Şüpheden Uzak Olarak Kesinkes İnanmak”

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

 

Yâkin, ‘beraberinde şüphe olmayan kesin bilgi’ye denir.[1] Şek, şüphe ve zandan uzak olarak kesin bir bilgiye inanmak Lâ İlâhe İllallâh’ın şartlarındandır. Tariften de anlaşılacağı üzere içerisine şek ve şüphenin girdiği bir inanış asla “yakîn” seviyesine ulaşamaz. Bazı âlimlerin ifadesine göre yakîn, bilginin, dirayet ve sathi inanışın üzerinde bir şeydir. Mesela, bir insan Allah’ın varlığını kabul etse, peygamberlerin, meleklerin, kitapların, ahiret gününün ve kaderin hak olduğunu bilse, sırf bu bilgi onun yakînen inandığını göstermez; çünkü Yahudi ve Hıristiyanlar da zikri geçen bu maddelerin hemen hemen hepsini marifet olarak bilmekteydiler. Onların bu bilgisi kendilerine iman vasfını kazandırmaya yetmemiştir. Kişi ne zaman ki bu bilgisinin yanına, birde imanı ve ameli eklerse bu üçünün birleşmesi halinde “yakîn” ortaya çıkar ve Allah’ın insanlardan istemiş olduğu inanış biçimi tahakkuk etmiş olur. Buna binaen kuru bilgi veya yüzeysel inanışlar “yakîn” olarak isimlendirilmezler. Bir şeyin “yakîn” olarak nitelendirilebilmesi için şek, şüphe, zan ve benzeri olgulardan uzak olması ve onun gerektirdiği şeylerin yaşantı olarak hayata geçirilmesi gerekir.

Bu anlatılanların ardından diyoruz ki, bir insanın mümin olabilmesi için telaffuz etmiş olduğu “Lâ İlâhe İllallâh” cümlesinin içeriğine şek ve şüpheye yer bırakmayan bir iman ile inanması gerekir. Allah’ın ulûhiyetinde, rububiyetinde, asla bir ortağın olmadığına, kâinatı sevk ve idare edenin, insanların hayatına karışmak için peygamberler ve kitaplar gönderenin, kullarını hesaba çekenin, yağmurları yağdıranın, mahlûkatı rızıklandıranın; hâsılı her şeyin yaratıcısının o olduğuna kesin bir şekilde inanmak lazımdır. Bu sayılanlara ve iman edilmesi zorunlu olan şeylere kesin bir şekilde iman etmeyenler, “La ilahe ilalllah” deseler de bunun kendilerin için hiç bir faydası olmayacaktır. Çünkü onlar Lâ İlâhe İllallâh’ın bir şartını ihlal etmişlerdir. Bu kelimenin bir şartının ihlal edilmesi halinde asla hakiki iman gerçekleşmeyecektir. Bu izahatlardan sonra “Yakîn”in Lâ İlâhe İllallâh’ın şartlarından birisi olduğunun delillerini zikretmeye geçebiliriz. Rabbimiz gerçek müminleri şu şekilde vasfeder:

“Müminler, ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, sonrada hiç bir şüpheye düşmeyen ve malları ve canları ile Allah yolunda cihâd edenlerdir. İşte (davalarında) doğru olanlar bunlardır.” (Hucurat/15)

Ayetteki “hiçbir şüpheye düşmeyenler” ifadesi, onların yakinen inandıklarının bir delilidir; çünkü “yakîn” şüphenin zıddıdır. Ayetten anlaşılan diğer bir hükümde, yakinen inanmayan veya imanî meselelerde şüphe edenlerin asla mümin olamayacaklarıdır. Zira Rabbimiz şüpheye düşmeyenlerin mümin olabileceğini vurgulamıştır. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

* “Eşhedü en Lâ İlâhe İllallâh ve enne muhammeden Rasûlullah” hangi kul şüpheye düşmeksizin bu iki şehadetle Allah’la karşılaşırsa mutlaka cennete girer.”[2]

* “Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâhın olmadığına kalbinden yakînen inanarak şahitlik eden kiminle karşılaşırsan, onu cennetle müjdele!”[3]

Bu hadislerin mefhumundan anlaşıldığına göre kelime-i şahadeti getiren, ama onda şüphe eden veya kalbinde yakinen ona inanmayan bir kimse mümin olamadığı gibi, cennete de giremeyecektir.

Aynı zamanda bu hadisler, “kişinin mümin olabilmesi için dili ile ikrar etmesi yeterlidir, kalben tasdik etmesine gerek yoktur” diyen Mürcie mezhebinin Kerramiye kolunun fasit görüşünü reddetmektir. Bu mezhebe göre dili ile inandığını söyleyen, ama kalben inkâr eden münafıklar mümindir. Bu fasit görüş Ehl-i sünnet tarafından reddedilmiştir.

 

 

 Faruk Furkan

 



[1] Bkz. et-Târifât, Seyyid Şerif Cürcanî, sf. 268. 1942. madde; el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, İmam Kurtubî, 1/163.

[2] Müslim, İman 27.

[3] Müslim, İman 31.

Okunma Sayısı:413