"(Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir."(İbrahim - 42)

MÜMİNE HANIMLARA NASİHATLER -4- (KIYAFETİN NASIL OLMALI?)


بسم الله الرحمن الرحيم

Değerli mü’mine bacım, hatırlayacağın üzere bir önceki yazımızda sana, tesettür ve hicabında ihlâslı olmanın gerekliliğini anlatmış, ‘eğer örtünmezsem etrafımdaki insanlar ne der?’ mantığıyla örtünmenin senin bu husustaki amelini boşa çıkaracağını vurgulamış ve buna dair bazı gerçeklere temas ederek, sana nasihatlerde bulunmaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise inşâallah elbise ve kıyafetlerde İslamî ölçünün ne olduğunu ve müslüman bir bayanın nasıl kıyafetler giymesi gerektiğini anlatmaya çalışacağız. Gayret bizden başarı Allah’tandır.

Değerli bacım, sana müslüman bir bayanın kıyafetlerin nasıl olması gerektiğini anlatmadan önce, çok önemli gördüğümüz şu iki hususu hatırlatarak yazımıza başlamak istiyoruz:

1) Bilmelisin ki kadın çekiciliği ve cazibesi ile yaratılmıştır ve bir erkek için kadının çekiciliği, neredeyse tüm dünyevî çekiciliklerin başında gelir. Ama üzülerek söylemeliyiz ki, bayanların geneli bu hakikatin çok da farkında değildirler. Oysa fıtratı bozulmamış bir erkek için ‘kadın’ demek, dünyevî birçok şeyden; örneğin maldan ve mülkten, çoluk-çocuktan, tarla-tapandan ve vasıtalardan çok daha önemli, çok daha öncelikli demektir. Bunun böyle olduğunun en büyük delili Rabbimizin şu ayetidir:

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (3/Âl-i İmran, 14)

Bu ayetteki sıralama, öyle rastgele, gelişi güzel yapılmış bir sıralama değildir. Bu sıralamada her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen Rabbimiz, erkek kulları için en çok değer ifade eden öncelikleri göz önüne almış ve adeta kendilerine neleri en çok sevdiklerini hatırlatmıştır. Dikkat edilirse kadın, bir erkeğin sahip olabileceği her türlü dünyevî metadan önce ve ilk sırada zikredilmiştir.

Peki, bu bir bayan için ne anlam ifade etmelidir?

Bizce bu, bir bayan için öncelikle kendisinin erkekler nazarında her şeyden daha dikkat çekici olduğunu; sonrasında da Allah’ın izin vermediği erkeklere karşı son derece temkinli davranması gerektiğini ifade etmelidir.

İşte bir bayan bu hakikati idrak ettiğinde, dışarıda gezen erkeklerin kendisini adeta bir ‘av’ gibi gördüklerini rahatlıkla anlar ve avlanmayı bekleyen av, kendisini avlayacak yırtıcı karşısında ne kadar dikkatli ve temkinli davranıyorsa, kendisinin de aynı şekilde dikkatli ve temkinli davranması gerektiğinin farkına varır. Ve yine bu bayan, avın hareketleri avlanmayı bekleyen yırtıcının dikkatlerini nasıl üzerine çekiyorsa, kendisinden sadır olan dikkat çekici söz ve davranışların da aynı şekilde kendisini erkeklerin bakış ve iştahlarına maruz bıraktığını hisseder; bunu hissedince de kendisini daha bilinçli bir şekilde koruma altına alır.

Burada önemli olan, kadının kendisinin farkına varması, karşı cinsin gözünde ne gibi bir yere sahip olduğunun şuurunda olmasıdır. Burada hemen bir şeyi hatırlatarak konumuza devam edelim: Bilindiği üzere tüm insanların fıtratında; çekicilik, beğenilme, bakışları üzerinde toplama ve insanların kendisini dikkate alma duygusu/güdüsü vardır. Bu güdü, kadınlarda çok daha fazladır. Bu nedenle müslüman bir kadının öncelikle fıtratında var olan bu özelliğin farkında olması gerekmektedir. Bunun farkına vardığında bazı şeyleri değerlendirmesi çok daha farklı olacaktır.

Bu nedenle ey bu satırlara konuk olan bacım, şunu hiçbir zaman unutmamalısın ki sen, bir kadın olarak kesinlikle etkileyicisin. Sen ‘çekicilik’ olgusuyla yaratılmış ve doğasında ‘cazibe’ bulunduran bir varlıksın. Mıknatıs, etrafındaki metalleri nasıl ki kuvvetle kendisine doğru çekerse, sen de yabancı erkeklerle karşılaştığın ortamlarda onların tüm bakış ve dikkatlerini –istemesen bile– kuvvetle üzerine çekersin. Çünkü bu, senin doğana yerleştirilmiş bir duygudur. Bu duygu –sen istesen de istemesen de– öz benliğinde mevcuttur. Önemli olan senin bunun farkında olmandır.

N’olur, artık bunun farkına var!

Bunun farkına var ki, karşı cinse karşı daha dikkatli davranabilesin.

Bizim burada bu gerçeğin altını çizmemizin nedeni; sana, senin nasıl olduğunu hatırlatmak ve senin mahiyetini sana fark ettirmeye çalışmaktır. Sen bunu fark ettiğinde bu, seni karşı cinse karşı her şeyde daha dikkatli olmaya sevk edecektir.

Şimdi, bu satırları okuduktan sonra başını ellerinin arasında al ve:

*Acaba ben, gerçektende erkekler nazarında böylesine etkileyici ve dikkat çekici bir varlık mıyım?

* Gerçektende ben, örtülü olmama rağmen erkeklerin bakışlarını üzerime çekecek kadar dikat-i câlip miyim? diye bir düşün…

Sen bunları düşünüp, etrafına akseden yansımalarını fark ettiğinde, kendinin ne kadar çekici bir yaratılışa sahip olduğunu anlayacak veya en azından bunun farkına vararak daha hassas, daha dikkatli ve daha erdemli davranmaya başlayacaksın. Bu ise, başlı başına başarının ta kendisidir. Bu nedenle n’olur bu noktayı asla basite alma!

2) Müslüman erkeklerin geneli açık-saçık kadınlardan daha çok, kapalı ve tesettürlü kadınlardan etkilenmektedir. Kapalı ve tesettürlü kadınların cazibesi, müslüman bir erkeğin nazarında açık kadınların cazibesinden kat be kat daha fazladır. Bir markete gittiğimizde kabuğu soyulmuş bir meyve mi daha çok ilgimizi çeker, iştahımızı kabartır; yoksa kabuğu soyulmamış, yaratılışına uygun vaziyette duran meyve mi?

Hangisi?

Elbette ki fıtratı üzere bulunan, soyulmamış meyve daha çok ilgimizi çeker, iştahımızı kabartır. Bu, karşı cins için de hemen hemen geçerli bir örnektir. İşte bu nedenle Allah’ın emri gereği örtünen bacılarımızın kendilerine daha çok dikkat etmeleri, müslüman erkeklerin bu yönlerinin farkında olarak daha fazla hassasiyet göstermeleri gerekmektedir. Eğer bacılarımız buna dikkat etmeyerek müslüman erkekleri tahrik edecek davranışlarda bulunacak olurlarsa, o zaman iki suç birden işlemiş olurlar:

a) Allah’ın emrine uygun hareket etmedikleri için Allah hakkında bir suç.

b) Bir insanı tahrik ederek kul hakkı ihlali yaptıkları için insan hakkında bir suç.

İşte bu nedenle müslüman bir bayan, özellikle İslamî hassasiyeti olan erkeklerin bulunduğu ortamlara geleceğinde çok daha dikkatli olmalı, söz ve davranışlarına daha fazla özen göstermelidir.

Değerli bacım, yazımıza bizce çok önemli olan bu iki hatırlatmayı yaparak başladık; zira bu hakikatleri kavrayamayan bir bayanın, öncelikle İslam’ın kendisi için koyduğu kıyafet âdabının ne manaya geldiğini ve giyim-kuşam noktasında niçin bir takım sınırlandırmaların bulunduğunu anlaması, sonrasında ise niçin erkekler karşısında bu kadar dikkatli olması gerektiğinin farkına varması asla mümkün değildir. Bundan dolayı bu iki hatırlatma konunun gereği gibi anlaşılması açısından çok önemlidir. Şimdi bu hatırlatmaları ardından, İslam’ın senin için uygun gördüğü kıyafet âdabının nasıl olması gerektiğini anlatmaya geçebiliriz.

NASIL GİYİNMELİSİN?

Değerli bacım, İslam’ın kadınların kıyafetleri hakkında belirlemiş olduğu bir takım temel prensipler vardır. Buna göre İslam’da kadınların kıyafetlerinin şu şartlara haiz olması gerekmektedir:

a) Altını Gösterecek Kadar Şeffaf Olmamalıdır.

Müslüman kadının elbisesi, sık dokunmuş ve altını belli etmeyen kalınlıkta olmalıdır. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan elbiseler, kesinlikle İslam’ın öngördüğü ve tasvip ettiği elbiseler değildir; bunlarla avret yerleri örtülmüş de sayılmaz. Buna göre bir kadının, vücut hatlarını belli edecek derecede ince ve içini belli eden şeffaf elbiseler giymesi haramdır, bu konuda âlimler arasında da herhangi bir ihtilaf yoktur.

İnce Çoraplara Aman Dikkat!

Burada çok önemli gördüğümüz ve birçok bacımızın belki de dikkatinden kaçan bir meselenin altını çizmek istiyoruz: Bu gün bazı çarşaflı bacılarımız –farkında olarak veya olmayarak– ten renginde çoraplar giyerek insanlar arasına çıkabilmektedirler. Kendileri belki de ‘Çarşafın altında nasıl olsa gözükmüyordur’ düşüncesiyle bu tarz çorapları giyiyor olabilirler; ama şu bir gerçektir ki, bacakları gösteren bu tür ince çoraplar –renkleri siyah bile olsa– gözüktüğü zaman dikkat çekmekte, bir anda insanların bakmalarına neden olmaktadır. İşin aslı bu bayanların bu tarz çoraplarının gözükmesinin nedeni; ayaklarına giymiş oldukları ‘babet’ler veya ‘sandalet’ tarzı ayakkabılardır. Bacılarımız farkında olmasalar bile, özellikle yaz aylarında giymiş oldukları bu babet ve sandaletler, onların ayaklarını ortaya çıkarmaktadır. Bu da bütün dikkatleri üzerlerine çekmektedir. Çarşaf giyerek dışarı çıkan bir hanımefendi –kabul etsin veya etmesin– aslında İslam’ı temsil etmekte ve fiilî bir tebliğ yapmaktadır. Bu nedenle giydiklerine çok dikkat etmelidir.

Gözleri dahi görülmeyecek şekilde siyah peçe giyen bir bayanın, alttan pırlanta gibi parlayan ayaklarını ince çorap ve babet ayakkabı giyerek teşhir etmesi ne ile izah edilebilir?

Ne kadar basit ve ne kadar sorumsuz bir tutumdur bu!

Cehennemden korunmak için bütün bedenini örtecek; ama bir karış yeri kapatmadığı için ateşe gitmekle yüz yüze kalacak!

Bu akıl kârı mıdır?

Bu nedenle çarşaflı bacılarımızın giymiş oldukları ayakkabılara ve çoraplara son derece dikkat etmeleri, bu noktada çok seçici davranmaları gerekmektedir.

Burada şu çok önemli hadisi aktarmadan geçemeyeceğiz. Dikkatle okumanı ve kendine dersler çıkarmanı tavsiye ederiz. Rasûlullah sallallahu alyhi ve sellem bir keresinde: “Her kim kibirlenip, böbürlenerek giydiği elbisenin eteğini yerlerde sürürse, Allah kıyamette onun yüzüne bakmaz” buyurmuştu. Bunu duyan Ümmü Seleme annemiz:

Kadınlar eteklerini nasıl yapsınlar? diye sordu. Rasûlullah sallallahu alyhi ve sellem:

Bir karış indirsinler, dedi. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ:

Bu durumda ayakları gözükür, diye karşılık verince Rasûlullah sallallahu alyhi ve sellem:

O halde bir arşın uzunluğu kadar indirsinler ve daha fazla yapmasınlar, buyurdu.[1]

Bu rivayetin ortaya koyduğu hükme göre, sahabe hanımlarının yanında ayaklar bile açılmaması gereken avrettendir ve mutlaka örtülmelidir. Rasûlullah sallallahu alyhi ve sellem kibrinden dolayı elbiselerini yerlerde gezdiren kimselerin ateşe gireceğini bildirdiğinde, hanım sahabîler hemen ayaklarını nasıl örteceklerinin derdine düşmüşler ve bunun çıkış yolunun nasıl olması gerektiğini sorgulamışlardır. Bu da göstermektedir ki, sahabe hanımları ayaklarının örtülmesine dahi azami derecede dikkat eden kimselerdir.

Söz buraya geldiğinde şu gerçeği bir kere daha hatırlatmak istiyoruz: Allah’ın emrettiği şekilde örtünmeyen kadınlar, ten rengi çorap veya babet ayakkabı giyerek ortalıkta gezseler, ortalık onlar gibi kadınlarla dolu olduğu için çok da fazla dikkat çekmeyeceklerdir. Ama simsiyah çarşaf giydikleri, gözlerini dahi kapattıkları halde altlarına babet ayakkabı ve ten rengi çoraplar giyen bayanlar, son derece dikkat çekmekte ve bir anda insanların bakışlarının odak noktası haline gelmektedirler. Çarşaflı bacılarımız toplumun kadınlarının geneline oranla azınlıkta oldukları için otobüste, yolda, sokakta ve caddelerde bulundukları sırada herkesin dikkatini çekmektedirler. Dikkat-i câlip oldukları için de, normal şartlarda kendilerine bakmayacak olanlar bile inceden inceye kendilerini süzmekte, bir dedektif gibi baştan aşağıya teftiş etmektedirler.

Bir domates kasasının içerisindeki kırmızı domates, insanların dikkatini çekmez. Ama bu kasanın içerisindeki yemyeşil bir biber tüm insanların dikkatini çeker. Çarşaflı kadınlarda şu an içerisinde yaşamış olduğumuz toplumda, aynı bu örnekteki gibi hemen dikkat çekmektedirler. Onlar, toplumun kadınlarına muhalif giyindikleri için domates kasasındaki biber misali anında bakışların odağı olmaktadırlar. İşte bu gerçekten ötürü bacılarımızın çok dikkat etmeleri, son derece hassas davranmaları gerekmektedir.

b) Dar Olmamalıdır.

Müslüman kadının elbisesi, uzuvlarını ve vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bol ve geniş olmalıdır. Dar olup, yabancı erkeklere vücut hatlarını tavsif eden tüm elbiseler, İslam’da haram kılınmıştır ve giyilmesi caiz değildir. Müslüman bir hanımın elbisesi, şeffaf ve ince olmasa bile, eğer organlarının şeklini ortaya koyuyorsa yine tesettüre muhalif olur. Pantolonlar ve kalçaları belli edecek etekler de bu hükme dâhildir.

Pardösüne Dikkat Et!

Eskiden, müslüman hanımın vücudunu örten çarşaflar vardı. Kadınlarımız bol ve geniş çarşaflarla gezerlerdi. Ama Modernizm’in bizleri etkisi altına almasıyla birlikte bu çarşaflar yerini pardösülere bıraktı. Pardösü giyen bacılarımız, üstlerine geniş, siyah başörtüleri alarak tesettürlerini gerçekleştirir oldular. Allah yokluğunu aratmasın, biz buna da razıyız. Ama moda putu bu pardösülere de el attı ve onları olması gereken standartlardan çıkararak modern şekle soktu. Artık müslüman hanımların pardösüleri de dar, desenli, çekici ve cicili-bicili oldu. Üstlerine her ne kadar geniş başörtüsü alsalar da, alt tarafları gerekli şekilde kendilerini setr etmemekte, aynı normal kıyafetler gibi vücut hatlarını belli etmektedir. Bacılarımızdan bu noktaya azami derecede dikkat etmelerini ve pardösülerinin geniş olmasına özen göstermelerini Allah adına istirham ediyoruz. Bu, hem onların dikkat çekmemeleri hem de insanları fitneye düşürmemeleri için en evla olan yoldur.

Dar Giyinenlere Hatırlatılır!

Burada, Allah Rasûlü’nden sallallahu aleyhi ve sellem nakledilen şu hadisi, dar kıyafet giyerek gerekli tesettürü yapmayan bacılarımıza hatırlatmak isteriz. Üsame b. Zeyd anlatır:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (sahabeden) Dıhyetu’l-Kelbî’nin kendisine hediye etmiş olduğu dar bir ‘Kıbtiyye’yi (Mısırlıların giydiği ketenden bir elbise) bana giydirdi. Ben de onu hanımıma giydirdim. (Bir süre sonra) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

Hayırdır, keten elbiseyi giymemişsin? dedi.

Ben de:

— Ey Allah’ın Rasûlü! Onu eşime giydirdim, dedim.

Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

O halde ona emret, onun altına bir astar giyinsin. Zira ben o kıyafetin, eşinin bedenini ortaya çıkarmasından korkuyorum, buyurdu.[2]

c) Dikkat Çekici Olmamalıdır.

İslam nazarında giyilen kıyafetlerin şeffaf ve dar olmaması gerektiği gibi, aynı zamanda erkeklerin dikkatini uyandıracak tarzda ‘dikkat çekici olmaması’ da gerekmektedir. Zira yabancı erkekleri tahrik edecek her türlü kıyafet İslam’da yasaklanmıştır.

Burada şu gerçeği vurgulamamızın yerinde olacağını düşünüyoruz: Bilindiği üzere tesettürdeki asıl gaye, kadının yabancı erkeklere karşı cinsî cazibesini gizlemek ve onda var olan etkileyiciliği, güzelliği karşı cinse karşı örtmektir. İşte bu nedenledir ki İslam, kadının kolundaki altın bileziğin gözükmesinden tutun da; küpenin, sürmenin, takıların, dikkat uyandıran kıyafetlerin ve benzeri diğer ziynetlerin açığa çıkarılmasına kadar birçok şeye sınırlama getirmiş, bunların yabancı erkeklere gösterilmesini kesin surette yasaklamıştır. Hatta yine bu sebebe binaen kadının edalı konuşmasını ve ayak sesini insanlara duyurmasını bile haram kılmıştır. İşte bundan ötürü müslüman bir bayanın, yabancı erkekler karşısında giyeceği kıyafetlerinde, kıyafetlerinin çekici olmamasına özen göstermesi gerekmektedir. Bir bayanın dışarı çıktığında erkeklere karşı giyeceği kıyafetin pardösü veya çarşaftan ibaret olacağı düşünüldüğünde, bu elbiselerin de çekici, motifli, desenli veya süslü-püslü olmaması gerektiği kolaylıkla anlaşılır. Yani müslüman bir bayan, dikkat-i calip motiflerin, desenlerin, süslemelerin ve işlemelerin bulunduğu bir pardösü veya çarşafı giyemez. Çünkü bunlar da –her ne kadar dış elbise olsa bile– bu şekliyle insanların bakışlarını ve dikkatlerini çekmektedir. Bu ise, üstte de vurguladığımız gibi caiz değildir.

Saçının Topuzuna Bile Dikkat Et!

Bazı bacılarımızın, çarşaflarının altına saçlarını topuz yapmak suretiyle erkeklerin dikkatini çektiklerine şahit oluyoruz. Onlardan kimisi, saçlarının çok uzun olmasından dolayı saçlarını bağlayarak topuz yapıyor; oysa saçlar bu şekilde bağlanarak topuz yapıldığında, üzerine çarşaf giyilse dahi dikkat çekiyor. Kimisi de, yüzlerini kapatmak için örtmüş oldukları nikabın iki ucunu, arka taraftan saçının altından geçirerek sıkıca bağlıyor ve bu durumda, saçı kısa dahi olsa arka taraftan sanki özel bir topuz yapmış gibi duruyor.

Bu iki gerekçenin hangisiyle olursa olsun, müslüman bir bayanın hiçbir surette saçlarını topuz yapmaması gerekmektedir; zira bu, bir anlığına bile olsa erkeklerin dikkatlerini celbettiği gibi, aynı zamanda İslam tarafından da kesin surette yasaklanmış, yapanlara çok ağır tehditler varit olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Cehennemliklerden iki grup vardır ki, ben onları henüz görmedim: Onlardan biri, sığırkuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluk. Diğeri de, giyinmiş oldukları halde çıplak görünen ve öteki kadınları kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte  bu kadınlar cennete giremeyeceklerdir. (Hatta) onlar cennetin kokusunu bile alamayacaklardır. Oysa cennetin kokusu şu kadar uzak mesafeden bile hissedilebilir.”[3]

İmam Ahmed’in aktardığı diğer bir rivayette ise yine çok korkutucu bir ifade yer almaktadır:

“…O kadınlar giyinmişlerdir; (ama hakikatte) çıplaktırlar. Onların başlarında (topuz yaptıklarından dolayı) deve hörgücü gibi bir çıkıntı vardır. Onlar melundurlar/Allah tarafından lanetlenmişlerdir. (Bu nedenle onları gördüğünüzde) onlara lanet edin!”[4]

 Bu nedenle kadınların, saçlarını topuz şeklinde bağlamaları asla caiz değildir. Bu hem lanete, hem de cennetin kokusunu alamamaya sebeptir. Bundan dolayı mutlaka sakınılmalıdır. Ama zannımızca zikrettiğimiz şekilde saçlarını bağlayan bacılarımızın geneli, bu durumun hiç de farkında değildirler. İnşâallah bu anlattıklarımız onlara bir hatırlatma olur ve daha dikkatli davranırlar.

Çantalara, Ayakkabılara ve Telefon Kaplarına Aman Dikkat!

Bazı bacılarımız da, dışarıya çıktıklarında özel eşyalarını koymak için yanlarına çanta almaktadırlar. Bunda asıl olarak herhangi bir sakınca yoktur; ama bazen öyle çantalar kullanmaktadırlar ki, bu çantaların dikkat çekici bir kıyafetten neredeyse hiç de farkı yoktur. Bu çantalar, gerek renkleri, gerek motifleri, gerekse süslemeleriyle adeta erkeklerin bakışlarını çekmek için kasten yapılmıştır. Müslüman bir bayanın böylesi desenlere haiz çantaları kullanmaması ve mümkünse sade olan ve çarşafıyla uyum arz eden renklerde çantaları tercih etmesi tesettüründe en uygun olan yoldur.

Ayakkabılarda da durdum farklı değildir. Onlar da birçok işleme ve renkle tezyin edilerek piyasaya sürülmektedir. Böylesi bir durumda müslüman bir bayanın bu tür ayakkabılar giymemesi; aksine sade, desensiz, gösterişten uzak ve mümkünse siyah renkte olanları tercih etmesi tesettürüne en uygun olanıdır. Bazen çarşı-pazarda gezerken erkeklerin gözleri öyle ayakkabılara ilişiyor ki, yüzlerini görseler çirkinliğinden Allah’a sığınacakları kadınlar, bu ayakkabıları sayesinde erkeklerin bakışlarına konu olabiliyorlar. Maalesef bazen bu hataya çarşaflı kadınlar da düşüyor ve siyah çarşaflarının altına –özellikle spor tarzı– renkli ayakkabı giyerek erkeklerin kendilerine bakmalarına neden oluyorlar.

Müslüman bir bayanın topuklu ayakkabı giyemeyeceği herkesin malumu olduğu için ona özellikle atıfta bulunmadık.

Telefon kaplarında da bu anlattıklarımız kısmen geçerli. Bazı telefon kapları var ki, allı-morlu, cicili-bicili olduğu için –özellikle de siyah çarşafla birlikte– çok dikkat çekmekte, bir anda erkeklerin bakışlarını kadının eline veya kulağında olduğu zaman yüzüne yoğunlaştırmaktadır. Bu da müslüman bir bayanın dikkat etmesi gereken diğer bir noktadır.

c) Erkek Elbisesine Benzememelidir.

Müslüman kadının elbisesi erkeklerin giymiş olduğu kıyafetlere benzememelidir. Dar, şeffaf ve dikkat çekici giyinmeyen bacılarımız, aynı zamanda erkeklerin giyim tarzına benzeyen kıyafetleri de giymemelidirler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iki cinsin birbirine benzemelerini ve birbirlerinin, kendi cinsine özgü kıyafetlerini giymelerini yasaklamıştır. İbn Abbas’dan radıyallahu anhuma nakledildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kadınlara benzeyen erkeklere ve erkeklere benzeyen kadınlara lanet etmiştir.”[5]

Ebu Hureyre’nin radıyallahu anh naklettiğine göre ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kadın gibi giyinen erkeklere ve erkek gibi giyinen kadınlara lânet etmiştir.”[6]

Taberî’nin aktardığı bir rivayette de, bir kadın yay kuşanmış vaziyette Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem yanından geçmişti. Bunu gören Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:  “Erkeklerden kadınlara benzeyenlere, kadınlardan da erkeklere benzeyenlere Allah lanet etsin” dedi.[7]

Aktardığımız tüm bu rivayetlerden bir kadının, erkek kıyafeti olarak bilinen bir elbiseyi asla giyemeyeceği anlaşılmaktadır.

Erkeklere özgü pantolonların kadınlar tarafından giyilmesi, bu yasağın kapsamına girmektedir. Eğer bir kadın pantolon giyiyor ve bu haliyle erkekler arasında dolaşıyorsa, kesinlikle Allah Rasûlu’nün lanetine muhatap olmuş demektir. Ve böyle bir kadın, bu durumda erkek kıyafetine benzer bir elbise giydiği için bir suç; dar giyindiği için de ikinci bir suç işlemiş olmaktadır.

 Müslüman bacılarımız belki bu şekilde yapmıyorlar; ama onlar da, evlerde kadınlar arasında dar pantolonlarla dolaşabiliyor, kendi oturumlarında erkeklere has olan bazı elbiseleri giyerek bir arada bulunabiliyorlar. Bu da Allah Rasûlü’nün lanetine maruz kalmayı gerekli kılan bir unsurdur; bu nedenle mutlaka sakınılması gerekmektedir.

e) Kâfirlerin Elbisesine Benzememelidir.

Müslüman kadının elbisesinin, erkeklerin giymiş olduğu kıyafetlere benzemesinin yasak oluşu gibi, aynı şekilde kâfirlerin kıyafetlerine benzer oluşu da yasaktır. Buna göre müslüman bir kadın, asla kâfirlerin kıyafetlerini andıran, onlarınkini çağrıştıran veya onlarınkine bire bir benzeyen kıyafetleri giyemez. Bu da şer’an yasaktır.

Abdullab b. Amr radıyallahuanh anlatır: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerimde sarıya boyanmış iki elbise gördü ve:

Bu elbiseler kâfirlerin elbiselerindendir; bu nedenle sen onları giyme! dedi.

Ben:

— Onları yıkasam olur mu? dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Hayır! Bilakis onları yak, buyurdu.[8]

Bu rivayet, kâfirlerle özdeşleşmiş elbiseleri giymenin caiz olmadığını bizlere anlatmaktadır. Onların normal kıyafetlerini giymek bile caiz değilken, peki, onların simgesi haline gelmiş kıyafetleri giymek nasıl caiz olur? Bu, haramlık açısından daha şiddetli değil midir? Bu nedenle müslüman bir birey kıyafetlerine dikkat etmeli ve asla kâfirlerin giyim tarzını andıran şeyleri giymemelidir. Kendisi bu tür kıyafetleri giymediği gibi, çoluk-çocuğuna da giydirmemeye özen göstermelidir.

f) Kibir ve Şöhret Elbisesi Olmamalıdır.

Müslüman kadının elbisesinin, yukarıda saydığımız hususların yanı sıra bir de kibir ve şöhretten uzak olması gerekmektedir. Müslüman bir birey, hayatının hiçbir ânında ve hiçbir alanında kibirli olamaz, kibre kapılamaz. Ne kıyafetinde, ne yürüyüşünde, ne de konuşmasında kibir ihsas eden bir davranışta bulunamaz. Eğer hayatına kibir karıştırır ve insanlara hava atacak tarzda tepeden bakmaya başlarsa Allah’ın alçaltmasıyla karşı karşıya kalır ki, Allah’ın alçalttığını asla yüceltecek yoktur.[9] Bu nedenle kıyafetinde kibirli olmaktan ve şöhrete vesile olan elbiseler giymekten sakınmalısın. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Her kim şöhret elbisesi giyerse, Allah ona kıyamet günü benzeri bir elbise giydirir, sonra da içerisinde alevler tutuşturulur.”[10]

Bu gün bazı bacılarımızın, özellikle toplu davet ve genel oturumlara gittiklerinde fakir-fukarayı rencide edecek tarzda kıyafetler giydikleri, bu yaptıklarını dillerine doladıkları ve bu hususu sürekli gündem ederek sanki kendilerini beğeniyor izlenimi verdikleri kulaklarımıza gelmektedir. Bu, bırakın müslüman olanı, normal insanlara bile yakışmayacak kadar terbiyesizce ve ahlaktan yoksun bir davranıştır. Bir insan güzel ve kaliteli giyinebilir; ama bununla kendini gündeme oturtmaya ve insanların diline pelesenk olmaya çalışması kabul edilir bir davranış değildir. Hem, müslüman kıyafetinde şöhret ve kibri ima eden değil; tevazu ve alçakgönüllülüğü ortaya koyan biri olmalıdır. Eğer şöhreti ve ön planda olmayı amaç edinir ve bu şekilde davranırsa, Allah muhafaza cehenneme gitmesi an meselesi olur. Bu nedenle müslüman kibirden, her tutum ve davranışında sakınmalı, tevazu ve alçakgönüllülüğü tüm hallerinde kendisine şiar edinmelidir.

*** *** ***

Değerli bacım, bu yazımızda da sana bazı önemli nasihatlerde bulunmaya çalıştık. Rabim fırsat verir ve bizi bir sonraki yazıyı kaleme almaya muvaffak kılarsa, benzeri bazı konularla sana nasihatlerde bulunarak seni hayra ve takvaya yönlendirmeye çalışacağız. Allah bizi ve seni bu nasihatlerden en güzel şekilde faydalanan kullarından eylesin.

Bir sonraki yazımızda tekrar buluşmak dileğiyle, fî emânillâh…

 

Faruk Furkan



[1] Tirmizî rivayet etmiş ve hasen-sahih olduğunu belirtmiştir.

[2] Ahmed b. Hanbel.

[3] Müslim.

[4] Müsned-i Ahmed b. Hanbel. Hadis, “sahih”tir. Bkz. es-Sahîha, 2683.

[5] Buhari.

[6] Ebû Dâvûd.

[7] Taberî.

[8] Müslim.

[9] 22/Hac, 18.

[10] Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, 6526.

Okunma Sayısı:1685