“(Rasûlüm!) Sakın ha, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (n cezalandırılmasını), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42)

MÜMİNE HANIMLARA NASİHATLER -6- (EVİNDEN ÇIKTIĞINDA KOKUNA DİKKAT ET!)



بسم الله الرحمن الرحيم

Değerli mü’mine bacım, bir önceki yazımızda sana eşine karşı güzel giyinmenin ve onu haramlardan korumak için meşru çerçevede süslenmenin gerekliliğinden bahsetmiş ve bu davranışın, eşini başka evlilikleri düşünmekten bile alıkoyacağını izah etmeye çalışmıştık. Bu yazımızda ise Allah izin verirse, yine bu konuyla yakından alakalı olan birkaç meseleyi ele alarak sana nasihat etmeye çalışacağız.

Değerli bacım, bilindiği üzere süslenmenin, ziynetin ve karşı cinsi etkilemenin yollarından birisi de “güzel koku” kullanmaktır. Güzel koku, insanın fıtratını okşar, duygularını kabartır ve onu bir âlemden alıp başka bir âleme götürür. Bu nedenle insan hayatında basite alınmayacak kadar önemli bir yeri vardır.

Koku kullanmak her ne kadar insan fıtratında farklı duyguların galeyana gelmesine neden olsa da, asıl itibariyle İslam tarafından yasaklanmış değildir. Ama İslam, insanların maslahatını göz önüne alarak bu konuda bir takım sınırlandırmalar ve dikkat edilmesi gereken bazı kurallar getirmiştir. Kişi bu kurallara riayet ettiği zaman koku kullanmasında herhangi bir sakınca olmadığı gibi, Rabbini hoşnut edip, beraberinde ecir kazanması da söz konusudur aynı zamanda.

Güzel koku, insanların geneline sevimli kılındığı gibi Allah’ın Rasûlü’ne de sallallahu aleyhi ve sellem sevimli kılınmıştı. O, kokunun kendisine sevdirildiğini şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Sizin (şu) dünyanızdan kadın ve güzel koku bana sevdirildi. Gözümün aydınlığı ise namazda kılındı.”[1]

Kokuyla alakalı olarak yine bir sözünde de şöyle buyurmuştur:

“Kendisine reyhan (güzel bir koku) ikram edilen kimse onu reddetmesin; çünkü onun taşınması  kolay, kokusu güzeldir.”[2]

Koku, kadınıyla erkeğiyle insanların geneli nezdinde sevilen ve hoşlanılan bir nesnedir. Bundan dolayı dinimiz, onun kullanılmasında ve sürülmesinde bir beis görmemiş; hatta buna teşvik etmiştir. Ama üstte de dediğimiz gibi, bu konuda koymuş olduğu bir takım kurallar ve riayet edilmesini istediği bir takım şartlar vardır. Kişi bu şartlara riayet ettiğinde koku kullanması kendisine sevap kazandıran bir ibadete dönüşür.

Yazımızın ana konusu kadınlar olduğu için, erkeklerin nerelerde, kimlere karşı ve nasıl bir şekilde koku kullanmaları gerektiği üzerinde durmayacağız. Bizim burada özellikle üzerinde durmak istediğimiz nokta; bazı bacılarımızın dışarı çıkarken koku kullanma yanılgısına düşmesi ve İslam’ın bu konudaki hükmünün ne olduğudur.

KADIN DIŞARI ÇIKARKEN KOKU KULLANAMAZ!

Bilindiği üzere insanların her türlü ihtiyaç ve sıkıntılarını Rabbimiz bilmektedir ve bundan dolayı hayatın her alanında onların gereksinimleriyle alakalı hükümler koymuştur. Rabbimizin koku konusunda da koyduğu bazı hükümler vardır ve bu hükümleri Rasûlü vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Kadınlar açısından düşünüldüğünde koku konusunda konulan en net hüküm; onların dışarı çıkarken koku kullanmalarının haram olması gelir. Yani İslam’a göre kadın evinden dışarı çıkarken asla koku kullanamaz. Bu kesin surette kendisine yasaklanmıştır. Eğer bu yasağı dinlemez ve evinden dışarı çıkarken koku sürünerek insanlar arasına karışırsa, kesinlikle harama girer ve Allah’ın gazabını üzerine çekmiş olur. Sahabeden Ebu Musa el-Eşarî radıyallahu anh, Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem “Koku sürünen ve kokusunu hissetsinler diye bir topluma uğrayan kadın hakkında çok ağır sözler söylediğini” bize bildirmiştir.[3]

Ebu Davud’un aktardığı bu hadiste Rasûlullah’ın söylediği çok ağır sözlerin ne olduğu açıkça belirtilmemiştir. Ama Nesaî’nin naklettiği hadis, bu ifadelerin ne olduğu net bir şekilde bizlere bildirmektedir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o net ifadelerinde şöyle buyurur:

Koku sürünen ve kokusunu hissetsinler diye bir topluma uğrayan kadın zinakârdır![4]

Allahu Ekber!

Bu ne ağır, ne dehşet verici bir ifade!

Güzel kokacağım derken bir anda zina etmiş kadın konumuna düşmek mümine bir kadın için ne kadar tehlikeli bir durum!

Bacılarımızın bu ağır tehdidi iyiden iyiye düşünmesi ve ondan dersler çıkararak kendilerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir.

Peki, bu hadiste yer alan ‘zinakâr’ ifadesini nasıl anlamalıyız? Yani koku sürünerek insanların arasından geçen kadın, gerçekten de had cezasını hak edecek hakiki bir zina suçu mu işlemiştir yoksa buradaki ifadenin başka bir izahı mı vardır?

Eğer şu izah edeceğimiz meseleyi iyi kavrarsak, hadiste zikredilen ‘zinakâr’ ifadesini kolaylıkla anlayacağımızı umuyoruz: Bilindiği üzere İslam nazarında zina sadece bildiğimiz şekil üzere olan bir eylemin adı değildir; aksine İslam şeriatında zina bazen elle, bazen gözle, bazen dille, bazen de kulakla olan bir ameliyedir. Kişi eğer kendisine haram olan bir eli tutarsa eliyle, kendisine haram olan bir bedene bakarsa gözüyle, kendisine haram olan bir kadını lisanına dolarsa diliyle, kendisine haram olan bir sese kulak verdiğinde de kulağıyla zina etmiş olur. Ama bu tür zinalar haddi gerektirmez; aksine kişiye zina günahına benzer bir günah kazandırır. Bu söylediğimizi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle beyan etmiştir:

“Şüphesiz ki Allah, Âdemoğlunun zinadan payına düşeni yazmıştır. Âdemoğlu kaçınılmaz olarak buna erişecektir. Gözün zinası bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır. Nefis temenni ve arzu eder, cinsel organ ise bütün bunları ya doğrular ya da yalanlar”[5]

Tirmizî’nin şârihlerinden Şeyh Mubarekfûrî, hadisteki ‘zinakâr’ ifadesi hakkında şöyle der:

“Kadın, kokusuyla erkeklerin şehvetlerini galeyana getirdiği ve onları kendisine bakmaya teşvik ettiği için zinakâr olmaktadır. Her kim bu kadına bakarsa gözleriyle zina etmiş olur. Bu kadın (yaptığı bu amel sayesinde) göz zinasının (gerçek) sebebidir ve günahkârdır.”[6]

Bu gün koku kullanarak dışarıda dolaşan tesettürlü kadınlara ‘zinakâr’ desek, bize demediklerini bırakmaz, ağızlarına gelen her türlü hakareti yaparlar. Ama gelin görün ki Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem yapmış oldukları bu fiilin neticesinde kendilerine –onlar kabullenmeseler bile– ‘zinakâr’ diyor ve onları büyük bir günahın sahipleri olarak nitelendiriyor.

Ey bacım! Namahrem olan insanlara güzel kokacağım diye Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem bu tehdidine muhatap olmak hoşuna gider mi? Eğer hoşuna gitmiyorsa –ki bu mümine bir kadının elbette hoşuna gitmez– o zaman koku kullanışına çok dikkat et ve kendini insanların odaklandığı bir nesne haline getirmekten uzak tut!

Bir keresinde arkadaşlarla birlikte bir yere gitmek için arabaya binmiştik. Kardeşlerden bir tanesi hanımıyla gelecekti. Hepimiz arabada yerimiz aldık, kardeşin hanımının gelmesini bekliyorduk. Derken bacı geldi; ama o da ne! Sanki koku şişesini üzerine boşaltmış gibiydi. Bir anda arabanın içerisini yoğun bir koku kapladı. Koku çok etkili ve çok dikkat çekiciydi. Herkes onu hissetti. Fakat hiç kimse bir şey demedi, diyemedi. Yolumuza koyulduk ve neticede gideceğimiz yere gittik…

 Daha sonraları bu hadise kardeşler arasında söz konusu oldu. Ümit ediyoruz ki o bacımız, şimdi böylesi bir hataya içerisinde değildir; çünkü bu olayı yaşadığımız sırada o, hidayetle henüz yeni tanışmıştı. Bu meseleleri muhtemelen bilmiyordu. Allah’tan hem kendimiz hem de o bacımız için af diliyoruz.

Şimdi Allah için bir düşün… Acaba sen bu bacı gibi bir pozisyonda olmak ve daha sonraları erkeklerin diline düşmek ister miydin? Elbette ki istemezdin, değil mi? Ama senin bir anlık nefsine uyarak koku sürünüp dışarı çıkman, maalesef seni böylesi bir pozisyonla karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle ne yaptığına çok dikkat et.

Ne diyelim, Allah bu noktada tüm bacılarımıza şuur ve idrak nasip eylesin.

Bu yazıyı kaleme alırken zikrettiğim hadislerin şerhlerine bakıyordum. Muasır şârihlerden birisinin bu hadis üzerinde konuşurken şöyle bir ayrıntıya temas ettiğini ve bence dikkat edilmesi gereken bir noktaya parmak bastığını gördüm. Diyordu ki:

“Eğer bir kadın çocuğuyla dışarı çıkıyorsa, erkeklerin kokunun kendisinden geldiğini zannetmemesi için çocuğuna dahi koku sürmesi uygun değildir.”

Burayı okuyunca ilim ehlinin ne kadar ince detayları düşündüğünü ve bacılarımızın iffetine ne kadar önem verdiklerini bir kere daha anlamış oldum.

Bu nedenle ey bacım, dışarı çıkacağında veya asansör, dolmuş ve otobüs gibi insanların genelinin kullandığı vasıtalara bineceğinde hem kendi üzerine hem de çocuğunun kıyafetlerine dikkat et! Kendinde koku bulundurmamaya gayret ettiğin gibi, çocuğunda da bulundurmamaya çalış; zira insanlar çocuğuna sürdüğün kokunun senden geldiğini zannederek hakkında caiz olmayan bir takım zanlara kapılabilir veya seni zihinlerinde farklı vaziyetlerde tahayyül edebilirler. Böylesi yanlışlara fırsat vermemek suretiyle iffetini korumaya çalış inşâallah.

Burada konumuzla alakalı gözden kaçan bir şeye daha dikkat çekerek bacılarımızın intibahını uyandırmak istiyoruz: Bilindiği üzere teknolojinin ilerlemesiyle deterjanlardaki veya yumuşatıcılardaki parfüm esanslarının kalıcılığı oldukça artırılmıştır. Hatta öyleleri vardır ki, yıkanmalarının ardından haftalar geçmesine rağmen ilk günkü gibi kokularını muhafaza etmekte, sanki yeni yıkanmış gibi etrafa güzel kokular saçmaktadır. Bu tür deterjan veya yumuşatıcılar kullanan bacılarımız, özellikle çarşaf ya da pardösü gibi dış kıyafetlerini yıkayacaklarında azami derecede dikkatli olmalı; ya bunlarla değil de daha hafif kokulu deterjanlarla dış örtülerini yıkamalı ya da yıkadıktan sonra kokuları net bir biçimde gidene dek beklemelidirler. Kokular net bir biçimde kıyafetlerden ayrılmadan onlarla çarşı-pazarlara çıkmak bir nevi parfüm kullanarak dışarı çıkmak gibi olacaktır ki, bu da mesuliyeti gerektiren bir husustur.

Unutulmamalıdır ki, müslüman her işini bir bilinç, bir basiret ve bir duyarlılıkla yapan kimse demektir. Zaten takva da bir manasıyla her söz ve amel de uyanık olmak, teyakkuzda bulunmak ve işleri bir basiret üzere yapmak demek değil midir? İşte bu nedenle dışarıda koku kullanma konusunda hassasiyetini asla yitirmemeli ve ihtiyatı hiçbir zaman elden bırakmamalısın.

Koku kullanmayla alakalı şu noktanın da altını çizerek meseleyi noktalandırmak istiyoruz: Sen de fark etmişsindir ki biz, yazının başından beri sürekli olarak koku kullanma noktasında seni uyarıyoruz. Bundan, sakın ha evinde eşine karşı da koku kullanmaman gerektiği sonucunu çıkarma! Aksine evinde eşin için gerekirse en güzel ve en tesirli kokuları kullan ki, bu senin, eşin nazarında daha sevimli ve daha çekici olmanı sağlasın. Hiç şüphen olmasın ki, bu da senin Allah’a kulluğun kapsamında yaptığın amellerden bir tanesidir.

Bu gün eşinden boşanan nice erkeğin ayrılma nedenlerini dinlediğimizde, gerekçe olarak öne sürdüğü şeylerden bir tanesinin de, eşinin kendisine karşı gereği gibi tezyin yapmaması/süslenmemesini olduğuna şahit oluyoruz. Unutmamak gerekir ki, süslenmenin olmazsa olmaz ayaklarından bir tanesi güzel ve çekici koku sürünmektir. Eğer bir bayan, eşi eve geldiğinde onun için güzel kokular kullanırsa, bu kaçınılmaz olarak aradaki muhabbeti ve sevgiyi artıracak, eşlerin birbirine olan bağlılıklarını daha ileri seviyeye götürecektir. Hem müslüman bir bayan kâfir kadınların kullandığı meşru vasıtaları eşine karşı kullandığında, eşini onların meydana getirdiği cazibeden daha etkili bir şekilde korumuş olmaz mı? Bu durumda müslüman bir hanım aklını çalıştırmalı ve caiz olan vasıtaları kullanarak eşini evine daha iyi bağlamayı bilmelidir.

Allah için bu noktayı dikkate almanı ve eşine karşı daha ince bir anlayışla muamele etmeni senden istirham ediyoruz; çünkü bizlerin tevhid üzere kurulmuş evlerin yıkılmaması için çabalaması gerektiği gibi, onların daha sağlam bir hale getirilmesi için de çabalaması gerekmektedir. İşin bu kısmını idrak ettiğinde, bizim niçin bu kadar ısrarla bir şeylerin üzerinde durduğunu anlaman daha da kolay olacaktır. Bilindiği üzere zeki insan, lafı işaret yoluyla kavrayan, leb demeden leblebiyi anlayan insandır.

*** *** ***

KONUŞMALARINA AMAN DİKKAT!

Değerli bacım, burada seni ilgilendiren bir meseleye daha dikkat çekerek yazımızı nihayete erdirmek istiyoruz. Bu meselede iki noktanın altını çizmeye çalışacağız:

1) Bilindiği üzere gündelik hayat içerisinde bir vesileyle insanlarla konuşmak durumunda kalıyoruz. Konuştuğumuz kişiler kimi zaman kendi cinsimizden olduğu gibi, bazen de karşı cinsten olabiliyor. Böylesi bir pozisyonla karşı karşıya kaldığın zaman İslam senden bir şeye çok dikkat etmeni istiyor.

Nedir biliyor musun o şey?

Konuştuğunda çekici ve edalı konuşmaman…

Bu, Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem eşleri olan annelerimiz üzerinden Allah’ın sana vermiş olduğu bir emirdir. Rabbimiz şöyle buyurur:

Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın; zira bu sebeple kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Örfe uygun söz söyleyin. (Daima yerinde ve uygun şekilde konuşun.)(33/Ahzâb, 32)

Müslüman bir hanım olarak senin, erkeklerle konuşacağın çok da fazla bir alan yoktur aslında. Ama bazen adres sorman, dolmuşta şoföre bir şeyler söylemen veya hastanede durumunu izah etmen gibi kaçınılmaz olan bazı hallerle karşı karşıya kalabilirsin. Bu durumlarda çok dikkatli ve vakur bir şekilde konuşarak ağırlığını ve edebini karşı tarafa hissettirmelisin ki, karşı taraf senin asla farklı amaçlar gütmeye müsait olmayan bir bayan olduğunu anlasın.

Burada zikrettiğimiz şeyler belki nadiren vuku bulan şeylerdir ve ayda-yılda birkaç kez ancak meydana gelir; ama hayatımızda öyle bir şey var ki, artık o, hayatımızın bir parçası olduğu için kendisinden neredeyse müstağni kalınmıyor ve her daim kendisine ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle ona çok dikkat etmen, onunla karşı cinsle konuşurken azami derecede müteyakkız olman gerekmektedir. Evet, o şey telefondur. Telefon, en hızlı iletişim vasıtalarından birisi olduğu için günümüzde neredeyse herkes tarafından kullanılmaktadır. Hatta bazen öyle durumlar oluyor ki, işlerin âciliyeti nedeniyle kadın-erkek ayırımı yapmaksızın onunla bütün insanlarla muhatap olmak durumunda kalınıyor. Bu nedenle o, kendisine karşı çok dikkatli olmayı gerekli kılıyor.

Bazen olur eşin telefonunu evde unutur, o arada birileri ısrarla telefonu çaldırırlar. Bu durumda senin, telefonu açıp ‘Eşim telefonunu evde unutmuş’ demen gerekebilir. Eğer dikkat etmez ve sesini birazcık kibarlaştırırsan Allah muhafaza hayatı boyunca karşıdaki erkeğin gönlünde çok farklı bir yerde, kendisine arzu duyulan bir makamda kalabilirsin.

Veya gün gelir sen telefonunu bir yerde unutursun. Onu bulmak için telefonu çaldırırsın ve karşına bir erkek çıkar. Ona durumu anlatırken birazcık farklı bir eda ile konuşursun da bu durumda adamcağızın kalbinde olmayan duyguları harekete geçirirsin. Bu pozisyonda hem Allah’a karşı, hem de o insana karşı ciddî bir suç işlemiş olursun.

Unutma ki şu fâni dünyanın bin bir türlü hali vardır. Bazen istemediğin halde karşı cinsinle konuşmak durumunda kalabilirsin. Böylesi bir durumda Allah’ın her daim seni gördüğünü, duyduğunu ve içinden geçirdiğin duyguları en ince ayrıntılarıyla bildiğin aklından çıkarma! Ve şu ayeti hayatının her anında seni ikaz edecek tarzda kulağına küpe yap:

“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmedin mi? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar O, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.” (58/Mücadele, 7)

Evet, bu ayeti gönlüne nakşederek Rabbinin, her hâlin ve her vaziyetinde seni duyduğunu, gördüğünü ve bildiğini bil. Eğer bu kıvamı yakalarsan tüm davranışlarında O’ndan korkarak hareket edersin ki, bu seni O’na karşı suç işlemekten alıkoyar. Allah bizi ve seni günahın her türlüsüne düşmekten muhafaza buyursun ve gizli-açık tüm işlerinde kendi murâkabesini göz önünde bulundurarak amel eden kullarından eylesin. (Allahumme âmin)

2) Bizler, tağutları reddederek Allah’a iman etmiş insanlar olduğumuz için fikirsel anlamda iktidar sahipleri tarafından sevilmemekteyiz. Bundan dolayı gözlerini ve kulaklarını bir an olsun üzerimizden ayırmamakta, ellerindeki her imkânla bizleri gözetlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle de bizlerin mahremlerini ve gizli hallerini araştırma noktasında oldukça yoğun bir şekilde mesai harcamaktadırlar.

Peki, onlar bu gözlem ve tecessüsü en yoğun olarak ne ile yapmaktalar?

 Hiç kuşkusuz ki, onların gözlem yaptıkları şeylerin başında telefonlar gelmektedir. Onlar, bu aletler sayesinde seni her halinle murakabe etmeyi adet edinmişlerdir. Senin açığını, mahremini, kusurunu ve her türlü sürç-i lisanını ararlar. Eğer sen, bu noktayı göz ardı eder ve telefonu sanki kimse seni duymuyor edasıyla kullanırsan, bu durumda sadece eşinin bilmesi gereken birçok mahremini ellerine, hem de kendi elinle teslim etmiş olursun. Bu nedenle senin bu aletleri kullanırken konumuzla alakalı olan şu kurallara mutlaka dikkat etmen gerekmektedir. Bunu, mahremini muhafaza etmek için mutlaka yapman gerekir. Bu kurallar özetle şunlardır:

Arkadaşlarınla telefonda konuşurken karşında bir erkeğin her an seni dinlediğini göz önünde bulundurarak konuşmalı ve edalı sözlerden, cilveli ve neşveli kelimelerden sakınmalısın.

Telefon, arkadaşlarınla sanki bir ortamda karşılıklı konuşuyormuş havasında konuşulacak bir vasıta değildir. Bu nedenle onunla konuşurken kahkaha atmayı, haddi aşacak tarzda gülmeyi ve iffetini zedeleyecek şakalar yapmayı bırakmalısın.

Özel durum gereği normal şartlarda bir erkekle nasıl dikkatli ve vakur konuşuyorsan, telefonda da –velev bir kadınla konuşuyor olsan bile– aynı vakarını devam ettirmelisin.

Mahrem olacak meseleleri asla telefon aracılığıyla konuşmamalı, çok önem arz ediyorsa karşındaki arkadaşınla buluşarak özel bir ortamda halletmelisin.

Yabancı erkeklerin yanında konuşmakla telefonda konuşmanın aynı şey olduğunu aklından çıkarmamalı ve bu çerçevede konuşmalarını gerçekleştirmelisin.

Telefonu sadece ihtiyaç giderecek miktarda kullanmayı adet edinmelisin; zira ihtiyacın dışına çıkıldığında insanlık hali gereği yanlışlıkla her türlü konuşmaya kapı açılabilir.

Bacım! Unutma ki sen, toplumdan birisi değilsin. Sen hem Allah katında hem de tağutlar nezdinde önemli bir yere sahipsin. Çünkü sen onları reddetmiş mümine bir bireysin. Bundan dolayı tağutların seni dikkate aldığını hatırından çıkarmamalı ve seni dinleme ihtimallerini göz önüne alarak kadınlarla bile konuşuyor olsan, telefonda imanına ve iffetine yakışır bir edep çerçevesinde konuşmalısın.

***

Değerli bacım, bu yazımızda da sana mühim gördüğümüz bazı nasihatlerde bulunmaya çalıştık. Rabim ömür ve imkân verirse, bir sonraki yazımızda dikkat etmen gereken bazı konularla yine sana nasihatlerde bulunmaya çalışacağız. Allah bizi ve seni bu nasihatlerden en güzel şekilde faydalanan kullarından eylesin.

Bir sonraki yazımızda tekrar buluşmak dileğiyle, fî emânillâh…

 

Faruk Furkan 

 



[1] Nesaî ve Ahmed b. Hanbel.

[2] Müslim.

[3] Ebû Davud.

[4] Nesaî.

[5] Buharî ve Müslim.

[6] Tuhfetu’l-Ahvezî, 8/58.

Okunma Sayısı:1106