“Şüphesiz ki münâfıklar/içi dışı bir olmayanlar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Sen, onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisa Sûresi, 145)

ONUNCU İPUCU: “Alışverişte Müsamahakâr Olmak”

RAHMETLİ OLMANIN İPUÇLARI -10-

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

ONUNCU İPUCU:

“Alışverişte Müsamahakâr Olmak”

 

Câbir b. Abdillah radıyallâhu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

رَحِمَ اللَّهُ عَبْدًا سَمْحًا إِذَا بَاعَ، سَمْحًا إِذَا اشْتَرَى، سَمْحًا إِذَا اقْتَضَى

“Sattığında, satın aldığında ve hak(kını) talep ettiğinde müsamahakâr davranan kula Allah rahmet etsin.”[1]

İşte önümüzde Allah’ın rahmetini isteyenler için uzatılmış bir ip daha: Satışta, satın alışta ve hak talebinde müsamahakâr olmak, toleranslı ve esnek davranmak… Böyle davrananlara Allah rahmet edecek, işlerinde müsamahakârlığı kendilerine şiar edinmelerinden ötürü merhametiyle onlara muamelede bulunacaktır. Allah’ın rahmetine erişmek istiyorsan, o halde alışverişinde ve tüm davranışlarında müsamahakâr ol.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ümmetinin Allah’ın rahmetine erişmesi için onlara birçok yol göstermiş, birisini yapamadıklarında öbürünü yapsınlar diye onlarca yola kendilerini irşâd etmiştir. Alışverişte ve hak talebinde müsamahakâr davranmak işte bu rahmet yollarından sadece bir tanesidir. Konunun detayına geçmeden önce bu konuyla alakalı başka bir rivayete daha yer vererek rahmete erişmenin bir yolunu daha göstermek istiyoruz. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem İmam Beyhakî’nin naklettiği bir rivayette şöyle buyurur:

“Sattığında, satın aldığında, borcunu ödediğinde ve borcunu istediğinde müsamahakâr davranan kişiye Allah rahmet etsin.”[2]

Görüldüğü üzere Efendimiz aleyhisselam bu sözünde, üstte zikrettiği üç maddeye bir dördüncüsünü eklemektedir. Bu da borcunu ödediğinde” müsamahakâr davranmaktır. Bu ilave, borcu olan ve onu ödemek isteyen kimseleri ilgilendirmektedir. Buna göre borcu olan bir kimse borcunu ödeyeceğinde karşı tarafa güzel sözler söyleyerek, dua ettiğini bildirerek ve kendisine borç verdiği için müteşekkir olduğunu dile getirerek müsamahakâr davranmış olabilir. Böylesi bir muameleyle Allah’ın rahmetine mazhar olur.

İbn Mâce’nin konumuzla alakalı olarak naklettiği diğer bir rivayette şöyle bir farklılık vardır:

“Sattığı zaman ve satın aldığı zaman kolaylık gösteren kişiyi Allah cennete koysun.”[3]

Bu rivayette Efendimiz aleyhisselam,  üsttekilerden farklı olarak özellikle alışverişlerinde müsamahakâr davranan kişilere cennet temennisinde bulunmaktadır. Üstteki rivayetler bu tür kimselerin rahmete mazhar olmalarını temenni ederken, bu rivayet onlar için cennet dileğinde bulunmaktadır. İşin aslı, cennet Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği yer anlamına geldiği için bu rivayetle üstteki rivayetlerin aynı anlama geldiğini söylememiz mümkündür.

Alışverişinde Müsamahakâr Ol!

İzahını yapmaya çalıştığımız hadis-i şerif, ilk maddesinde öncelikle alım satımda müsamahakâr davrananlara rahmet temennisinde bulunmaktadır. Bilindiği üzere alışveriş, hemen hepimizin günlük hayat içerisinde her an karşı karşıya kaldığı bir husustur. Bakkalda, markette, çarşıda, pazarda, kunduracıda, konfeksiyoncuda ve benzeri yerlerde ya bir şeyler alarak veya bir şeyler satarak bu muameleyi gerçekleştiririz. İşte bu muamelemiz esnasında toleranslı olur, karşı tarafa merhamet ve kolaylıkla davranır ve olabildiğince esnek bir tutum sergilersek Allah’ın rahmetine hak kazanmamız söz konusu olur.

Bu gün nice insan, maalesef ki bu önemli ticarî ahlak ilkesini terk etmiş ve insanlardan bir şeyler alırken veya onlara bir şeyler satarken merhamet ve müsamahayı elden bırakmış durumdadırlar.

“Şüphesiz ki tâcirler kıyamet günü fâcirler/günahkarlar olarak haşredilecektir. Ancak takvalı davranan, iyilik yapan ve doğru söyleyenler bundan müstesnadır.”[4]

Oysa merhamet ve müsamaha ile muamelede bulunmak dünyada bereketin ve rahmetin kaynağı olduğu gibi, ahirette de bağış ve mağfiretin kaynağı olacaktır.

“Allah’ın kendisine mal ihsân ettiği kullarından birisi Allah’ın huzuruna getirildi. Allah Teâlâ ona:

– Dünyada ne yaptın? diye sordu. Adam:

– Ey Rabbim! Sen bana malını verdin; ben de insanlarla alış veriş yapardım. Alış verişte kolaylık göstermek benim huyumdu. Zengine kolaylık gösterir, fakire mühlet verirdim, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ:

– Ben buna senden daha lâyıkım, dedi ve (Meleklere) ‘Kulumu affediniz’ buyurdu.”[5]

Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre dünyada doğru söz söyleyerek ve emin kimseler olarak ticaret yapan kullar, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olacaktır.

“Doğru sözlü ve emin bir tacir, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olacaktır.”[6]

Unutmamak gerekir ki, ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olmak herkese nasip olmayacak kadar çok büyük ve değerli bir ödüldür. Bilindiği üzere İslam’da bir işe çok büyük bir mükâfat vaat edilmişse, o iş hakikatinde çok zor ve meşakkatlidir. İçerisinde herkesin başaramayacağı kadar zorluklar barındırır. İşte doğru dürüst, ilkeli ve insanlara güven vererek ticaret yapan insanlar, bu ödüle hak kazanacaklar ve ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olacaklardır. İşte işin burasını iyi tefekkür edenler, bu amelin ne kadar zor ve becerilmesinin ne kadar meşakkatli olduğunu kolaylıkla anlarlar. Ama işin burasını iyi fıkhedemeyenlerin “Hocam, ticaret bu ya! Ticarette doğru sözlü ve emin olmanın neresi zor olacak ki!” demeleri çok normaldir. Bizce onların böyle demelerinin sebebi; Allah’ın razı olacağı ticaretin hakikatini iyi idrak edememeleridir. Eğer onlar öncelikle Allah’a, sonrasında da müşteriye karşı “sâdık” olmanın, alıcıyı aldatmamanın, malın tüm kusur ve eksikliklerini dile getirerek ticaret yapmanın zorluklarını görselerdi bu şekilde rahatça konuşmazlardı. Ve yine onlar insanlara emniyet duygusu vererek, güven konusunda kendilerinin asla yanlış yapmayacaklarını karşı tarafa hissettirerek ve kesinlikle müşterilerini kandırmayacaklarını ihsas ederek esnaf olmanın meşakkatini bihakkın bilselerdi bu sözü kolaylıkla söyleyemezlerdi. Bunu gerçek manada kavrayamadıkları ve ticareti sadece “karşı tarafa mal satma” olarak değerlendirdikleri için bu kadar rahat konuşuyor, bu hadisteki müjdenin gerçek mahiyetini anlayamıyorlar. Eğer bu büyük müjdenin ancak çok zor işler için verileceğini hakkıyla anlasalar ve en azından Peygamberimizin bu kadar kolay bir amele böylesi büyük bir mükâfat vaat etmeyeceğini idrak etselerdi biraz daha teenni ile hareket eder ve ticaretin asıl itibariyle zor olduğunu bilirlerdi. Bu insanlara öncelikle İslamî kriterler çerçevesinde şu dünyada ticaret yapmanın çok zor bir iş olduğunu; ama bu zorluğa rağmen Allah’ın istediği ticaret anlayışını ortaya koyarak iş döndürenlerin cennette çok yüksek derecelerle ödüllendirilecekleri gerçeğini anlatmak veya kavratmak gerekir.

Şeyh Abdurrahman es-Sa‘dî şöyle der:

“Muamelelerde, borç ödemede vermede ve alacak istemede müsamahakâr olan kimsenin, Peygamberimizin kabul edilmesi kaçınılmaz olan bu mübarek duasının kapsamına girdiğinden dolayı dinî ve dünyevî her türlü hayra nail olması umulur. Bu, gözle de müşahede edilmiştir. Sen, bu vasıfta olan her bir tâcire Allah’ın bolca rızık akıttığını ve üzerine bereketler indirdiğini görürsün. Bunun zıddı ise, zorluk çıkaran, işi yokuşa süren ve muamelede bulunduğu insanlara problem üreten kimsedir. Karşılık, amelin cinsinden olur. Dolayısıyla kolaylığın karşılığı, (Allah tarafından) kolaylık görmektir.”[7]

Buraya kadar söylediklerimiz satıcı pozisyonunda olan kardeşlerimizi ilgilendirmektedir; bunun bir de alıcı, yani müşteri tarafı var. İzah etmeye çalıştığımız hadis, müşterilere de ayrıca bir mesaj veriyor ve onların da müsamahakâr olmaları gerektiğini vurguluyor.

“…satın aldığında… müsamahakâr davranan kula Allah rahmet etsin.”

İş yerlerine gittiğimizde hepimiz görürüz; öyle müşteriler var ki, olmayacak fiyatlar teklif ederek satıcıyı zora sokar ve ille de benim dediğim olacak diye tutturur. Yine öyleleri var ki, karşı tarafı sanki çok aşırı kazanıyormuş adasıyla rencide eder. Bu tavırlarıyla iki suçu birden işlerler:

a) Karşı tarafı yalana sevk etme suçu.

b) Satıcının maddî çıkarını göz ardı ederek onu adeta “enayi” yerine koyma suçu.

Oysa bu müşterilerin karşı tarafın ticaret yaptığını göz ardı etmemesi, mal alacaklarında satıcının durumunu göz önüne almaları gerekir. Bu adamın kirası var, elektriği var, suyu var, işçi parası var, yemek masrafı var… Şimdi bu adam belirli bir miktarda kâr elde etmezse tüm bu masrafları nasıl karşılayacak, bütün bu yükün altından nasıl kalkacak? İşte müşteriler olarak bizlerin bunu hesaplaması, bu dükkânlarda bizlere hizmet sundukları için kâr oranlarını çok kısma taraftarı olmaması gerekmektedir. Elbette ki bu işin pazarlık payı, makul bir fiyatta anlaşma durumu vardır. Bu, teklif edilebilir. Bu teklif edildikten sonra eğer satıcı hâlâ diretiyor ve söylenen rakamın olmayacağını belirtiyorsa çokta ısrarcı olmanın bir anlamı yoktur. Bu durumda işimize geliyorsa alır, işimize gelmiyorsa hayırlı işler dileyerek oradan ayrılırız. Böyle yapmamız, hem İslam âdabına en uygun olanıdır hem de karşı tarafın hakkına saygı duyduğumuzun bir delildir. İşte bu güzel hadis-i şerifinde Peygamberimiz aleyhisselam, müşteri pozisyonunda olan bu tür kimselere ince bir mesaj veriyor ve satıcıları zora sokmamalarını kendilerine öğütlüyor.

“Satın aldığında müsamahakâr davranan kula Allah rahmet etsin.”

Hak Talebinde Müsamahakâr Ol!

İzahı sadedinde olduğumuz hadis-i şerifin son maddesinde Efendimiz aleyhisselam, “…Hak(kını) talep ettiğinde müsamahakâr davranan kula Allah rahmet etsin” buyurmaktadır. Buradaki hak talebinden kasıt; “alacağı istemek” olarak yorumlanmıştır. Buna göre alacağını isterken müsamahakâr davranan, anlayış gösteren, karşıyı rencide etmeyen, alacağını tehir eden ve −eğer imkânı varsa− bütünüyle borcundan feragat eden kimse Allah’ın rahmetini hak eden kimsedir. Böyleleri dünyada da ahirette de Allah’ın merhametine nail olacaklardır.

Borç isterken esnek davranmak, Allah’ın sevip razı olduğu amellerdendir. Bu nedenledir ki, Kitabı’nda borçluya mühlet tanınmasını tavsiye buyurmuştur.

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” (Bakara, 280)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu konuda çok önemli ve teşvik edici hadisleri vardır. Bu hadisleri okuyup da hak talebinde müsamahakâr davranmamak gerçekten mümkün değildir. Şimdi, bu hadislerden birkaç tanesini zikrederek rahmete nail olma noktasında meselenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışalım. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

• “Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan  kimse, borcunu ödeyemeyene mühlet tanısın veya ondan (ya bir bölümünü ya da hepsini) silsin.”[8]

“İnsanlara borç para veren bir adam vardı. O, (sürekli) hizmetçisine şöyle derdi: ‘Darda kalmış bir fakire vardığında onu affediver; umulur ki Allah da bizim günahlarımızı affeder.’ Nihayet o kişi Allah'a kavuştu ve Allah onu affetti.”[9]

 “Sizden önceki ümmetlerden bir adam hesaba çekildi, hayır namına hiçbir şeyi bulunamadı. Fakat bu adam insanlarla düşer kalkardı ve zengin bir kimse idi. Hizmetçilerine, darda kalan fakirlerin borcunu affetmelerini emrederdi. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah ‘Biz affetmeye ondan daha lâyıkız; onu affediniz’ buyurdu.”[10]

 “Bir kimse darda bulunan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa, Allah, o kişiyi kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının altında gölgelendirir.”[11]

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatır: “Bir adam alacağını istemek üzere Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve ona karşı ağır bir ifade kullandı. Bunun üzerine ashâb ona haddini bildirmek istediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– Onu bırakınız; çünkü alacaklı olanın söz söylemeye hakkı vardır, buyurdu. Sonra da ‘Onun devesiyle aynı yaşta olan bir deve veriniz’ diye emretti. Sahâbîler:

– Ya Rasûlallah! Ancak onun devesinden daha iyi olan yaşlısını bulabiliyoruz, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir, buyurdu.”[12]

İşte tüm bu nakilleri göz önüne alarak, borç verdiğimiz insanlara toleranslı davranmalı ve onlardan haklarımızı isterken dayatıcı, despot olmamalıyız. Böyle davrandığımızda Allah’ın bizlere merhamet etmesini umabiliriz.

 “İkâle” Nedir Bilir misin?

Alışverişte müsamahakârlığı anlatıp, ikâle meselesine temas etmemek olmaz. İkâle kelimesi sözlükte: “Mevcut bir şeyi ortadan kaldırmak” demektir. İslamî ıstılahta ise: “Karşılıklı rıza ile bir alışverişi iptal etmek”tir.

Bu tanıma biraz daha açıklık getirerek ifade edecek olursak ikâle; “Geçerli veya geçersiz bir sebebe dayanarak bir alışverişi bozmak isteyen bir müşterinin bu talebini kabul edip, tartışma ve probleme yer vermeden güzellikle ücreti geri ödemek ve müşteriye kolaylık sağlamak” demektir.

İnsanoğlu kimi zaman alışverişlerinde veya yaptığı bazı akitlerinde hataya düşebilir. Bazen aldığı bir ürünü hiçbir kusuru olmadığı halde geri vermek ister.  Bazen aldığı ürünü o an için beğenmiştir, ama daha sonra ürün hoşuna gitmez; bu nedenle de iade etmeyi arzular. İşte böylesi durumlarda satıcının ikâle yapması, yani aslında malı almama gibi bir hakkı olduğu halde malını geri alıp ücretini vererek müşteriyi memnun etmesi söz konusudur. Böylesi bir özveriyle hareket ederek müşteriyi rahatlatan bir satıcıya Allah Rasûlü dua etmiş ve böylelerinin günahlarının da Allah tarafından ikâle edileceğini, yani affedileceğini bildirmiştir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Kim bir Müslümanın alışverişi bozma isteğini kabul ederse, Allah da onun yanlışlıklarını yok eder.”[13]

“Kim pişman olan birisinin alışverişini bozma isteğini kabul ederse, Allah da kıyamet günü onun yanlışlıklarını yok eder.”[14]

Yapılan alışverişi meşru bir sebep olmaksızın bozma hususunda kadınlar ve gençler ön safta yer almaktadırlar. Kadınlar, bazen çarşı pazarlardan eşlerinin izni olmadan bir şeyler alıyorlar, eşleri de bu durumu öğrenince kendilerine kızıyor ve hemen o malı geri vermelerini istiyorlar. Bu durumda kadın zorda kalıyor. Gençler de anne-babalarının izni olmadan alışveriş yapıyor ve paralarını onların kanaatince çarçur ediyorlar. Bu durumu öğrenince ebeveynleri kızıyor ve hemen malı geri vermelerini istiyorlar. Bu halde genç iki arada bir derede kalıyor ve ne yapacağını bilemiyor. İşte böylesi durumlarda satıcılar için sevap elde edecekleri büyük bir fırsat doğuyor. Eğer satıcılar ikâle meselesinde birazcık özverili olur, toleranslı davranır ve karşı tarafa kolaylık sağlarlarsa Allah da onlara kolaylık sağlayacak ve onların hatalarını bağışlayacaktır.

İkâleyle alakalı tüm bu söylenenler, konumuzun esası olan hadiste anlatılan “müsamahakârlık” kapsamındadır. Buna göre sırf Allah rızası için ikâle yapanlar, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in rahmet temennisine mazhar olurlar.

Meşru Tüm İşlerinde Toleranslı Ol!

Alışverişte, ticarette, borç almada, borç vermede, borç istemede ve bilumum hayatı kuşatan her işte kolaylık gösterme ve müsamahakâr davranma prensibi, genel itibariyle İslam’ın temel esasıdır. İslam, meşru olan işlerde merhameti ve müsamahayı esas alarak insanlara davranmayı bizlere emretmektedir. Rabbimiz bu esas üzere insanlara muamele etmiş, tüm hata ve suçlarına rağmen onlara yeri ve zamanına göre toleranslı davranmıştır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in fiilî uygulamaları da hep bu yönde cereyan etmiştir. Bunların örnekleri saymakla bitmez. Lakin yanlış anlamaya kapı aralamamak için burada hemen ifade edelim ki, müsamaha ve tolerans her yerde ve her zamanda olmaz. Bazı anlar ve bazı yerler vardır ki, buralarda sert olmak, müsamahakâr olmaktan daha önemlidir. Mesela harp zamanları −özellikle de Müslümanlara kan kusturmuş insanlarla karşı karşıya gelindiği anlar− bu yerlerden bir tanesidir. Burada karşı tarafın kalbine korku salacak tarzda sert bir duruş sergilemek, Allah’a, merhametli bir tavır sergilemekten daha çok sevimlidir. Rabbimiz şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara sert davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.” (Talak, 8)

Kur’ân’ı gözden geçirdiğimizde birçok ayette kâfirleri affetmesi, onları bağışlaması ve onlara aldırış etmemesi Efendimize emredilirken; burada onlara karşı sert olması emir buyrulmaktadır. Acaba bunun sebebi nedir? Bunun sebebi −Allah-u a‘lem− şudur: Kâfirleri affetmek ve onları bağışlamak davetin ön plana çıktığı yerlerle alakalıdır. Bir yerde davet ve tebliğ ortamı hâkimse orada kâfirleri affetmek, merhameti ve müsamahayı öne çıkararak onlara iyi muamele etmek gerekir. Bu, onların hidayeti kabul etmeleri bakımından daha elverişli olandır. Ama davet ve tebliğin öne çıkmadığı, artık silahların konuştuğu ortamlarda bulunulduğunda buralarda merhamet ve müsamahayı değil, caydırıcı olmak için sertlik ve kabalığı öne çıkarmak gerekir. Böylesi davranışları gören kâfirler, Müslümanlara karşı içlerinde daha çok korku duyacak, bu da onların gücünü kırarak inananların daha az zarar görmesine neden olacaktır. İşte bundan dolayı Rabbimiz savaş durumlarında sert olmayı Peygamberine ve onun şânında biz müminlere emir buyurmuştur.

Toleransın olmayacağı yerlerden bir tanesi de Allah’ın hadleri, tazirleri ve cezalarıdır. Bu hadlerin tatbik edilmesinde hak neyi gerektiriyorsa onunla hüküm vermek ve bu noktada merhamete kaçarak gevşek bir tutum sergilememek gerekir. Bu noktada gösterilecek sözüm ona merhamet, asıl itibariyle “soğuk bir müsamaha” anlayışından başka bir şey değildir. Unutmamak gerekir ki asıl merhamet ve gerçek müsamaha Allah’ın hükmünü uygulamaktır. Allah’ın hükmünü uygulayan bir kimse, müsamaha ve merhametin en üst seviyesi ile insanlara muamelede bulunmuş demektir. Müslüman, hak eden insanlara karşı Allah’ın ahkâmını ve şeriatın kanunlarını uygulamada –en yakın akrabası bile olsa− asla toleranslı davranmaz, kıyak geçmez, torpil yapmaz. Bilir ki bunlar Rabbini kızdıran şeylerdir.

“Eğer Muhammed’in kızı Fatıma bile hırsızlık yapmış olsaydı Allah’a yemin ederim ki onun da elini keserdim!”[15]

Müslüman, Allah’ın hakkını tüm hakların önüne alarak gerekli hükmü uygular. İşte bu, asıl toleransın ta kendisidir.

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

“Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın kanunu konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya müminlerden bir grup da şahit bulunsun.” (Nur,2)

İşte bu ve benzeri yerlerdeki istisnaî durumları bilmemiz ve “müsamaha” anlayışımızı bu esaslar üzerine bina etmemiz gerekir.

Ne mutlu alışverişinde, ticaretinde, borçlanmasında, borç almasında, borç vermesinde ve meşru her işinde kolaylık gösterip müsamahakâr davranan kullara! Allah’ım! Bizi bu ahlak ile ahlaklanan ve neticesinde Senin engin rahmetine mazhar olan kullarından eyle. (Allahumme âmin)

 

 

Faruk Furkan

 



[1] Buhârî, 2076.

[2] es-Sünenü’l-Kübrâ, 10760.

[3] İbn Mâce, 2202. Hadis “Hasen”dir.

[4] Tirmizî, Buyu‘ 4.

[5] Müslim, Müsâkât 29.

[6] Tirmizî, Buyu‘ 4.

[7] Behcetu Kulûbi’l-Ebrâr, sf. 73.

[8] Müslim, Müsâkât 32.

[9] Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Müsâkât 31.

[10] Müslim, Müsâkât 30.

[11] Tirmizî, Buyû‘ 67.

[12] Buhârî, İstikrâz 4; Müslim, Müsâkât 120.

[13] Ebu Dâvûd, 3460.

[14] es-Sünenü’l-Kübrâ, 10912.

[15] Buharî, 3475; Müslim, 1688.

Okunma Sayısı:753