Kur’ân ve Sünnet’i gözden geçirdiğimizde Allah’ın esasen bütün haramlara harp açıp savaş ilan ettiğini görürüz. Ama bu bütün haramlar içerisinde iki tanesi var ki, Rabbimiz onlara ilan ettiği savaşı bizzat “harp” kelimesini kullanarak dile getirmiş, bu günahlara düşenlerle savaşacağını sarâhaten söylemiştir.
Madem iş bu kadar ciddi ve tehlikeli, o zaman Allah’a muhalefet etmekten korkan ve âhirette hesap vermekten çekinen bir kul olarak Allah’ın harp ilan ettiği bu iki büyük günahın ne olduğunu bilmemiz gerekir. Ta ki onlara düşmekten kendimizi korumuş ve muhafaza etmiş olalım.
Allah’ın harp ilan ettiği bu iki günah şudur:
1- Faizle muamele etmekte[1] ısrarcı olmak,
2- Allah’ın veli bir kuluna[2] düşmanlık etmek.
Faizle muameleye devam edene Allah’ın harp ilan edeceği bizzat Kur’ân’la sabittir. Rabbimiz şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden arta kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız Allah ve Rasulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin.” (Bakara, 278, 279)
Veli bir kula düşmanlık edene savaş açılacağı ise Sünnet’le sabittir. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
منْ عادى لي وليًّاً فقدْ آذنتهُ بالْحرْب
“Her kim benim dostuma/veli bir kuluma düşmanlık ederse, Ben de ona harb ilân ederim.” (Buhârî)
Dolayısıyla Allah’ın haram kıldığı her günahtan, ama bunlar içerisinde bu iki günahtan özellikle sakınmak gerekir; çünkü Allah bu günahların sahiplerine harp açmış, savaş ilan etmiştir.
Bir tarafında Allah olan bir harbin galibi kimdir?
Elbette ki Allah!
Allah birisiyle veya bir taifeyle harbe girişmişse kesin olarak Allah galip, karşı taraf –adı, sanı, gücü, kuvveti ne olursa olsun– kesin olarak mağluptur. Bu, adımızın kesinliğinden daha kesin bir gerçektir.
Dolayısıyla, aklı olan bir kimse Allah ile harbe girişmez. Harbe girişmeyi göze alıyorsa bu ya Allah’ın gücünü tanımayan koyu bir cahil olmasından ya arzuları gözünü kör etmiş bir âmâ olmasından ya da azılı bir kâfir olmasından kaynaklanır.
Bu gün faizi meşrulaştıran ve Allah dostu muvahhidlere sırf Tevhidlerinden dolayı düşmanca tavır sergileyen devletlerin, hükümetlerin, kurum ve kuruluşların bunu iyi anlamaları ve kendilerine ders çıkarmaları gerekir.
Acaba ders çıkaran var mı?!
[1] Faizle muamele etmekten kasıt, faizi yemek ve yedirmektir. “Faiz yemek” deyince bazıları bizzat faiz parasını yiyecek ve içeceklerde kullanmayı anlıyor. Bu doğru değildir; zira insan faizden elde ettiği parayı arabasına benzin almak veya inşaat yaptırmak gibi yiyecek ve içeceğin dışında kullansa İslam nazarında yine faiz yemiş sayılır. Burada “yemek” kelimesi bizi aldatmamalıdır. O paranın fiilî olarak yemekte kullanılmasında ya da yemek dışı şeylerde istimal edilmesinde sonuç itibariyle hiçbir fark yoktur; ikisi de faiz yemek sayılır.
[2] Allah’ı tevhid etmiş ve şirkten beri olmuş her bir kul Allah’ın velisidir. Bu kullar arasında sadece derece farkı vardır. Sûfilerin iddia ettiği gibi Allah’ın velisi olmak için harikulade şeyler yapmaya ya da kerametler göstermeye gerek yoktur. Tarihte Allah’ın velisi olup gelip geçmiş nice kul vardır; ama onlardan hiçbir keramet sudur etmemiştir. Dolayısıyla bu ifadeyi “Allah’ın samimi mü’min kulu” olarak anlamak gerekir. Hadiste veli kelimesi kullanıldığı için lafza sadık kalınmış, herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.
