Rabbimiz Yasin Sûresi’nde şöyle buyurur:
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَدينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلينَ
“Derken şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi ve: Ey kavmim, (bu) peygamberlere uyun, dedi.” (Yasin, 20)
Zikri Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla Kıyamet’e kadar anılacak olan bu mübarek zât, Allah’ın peygamberlerinin topluma İslam’ı anlattığını ve tebliğlerinde yetersiz kaldıklarını duyduğunda hiç vakit kaybetmeden onların yanına koşar adımlarla gelmiş ve dilinin döndüğü kadarıyla toplumuna nasihat ederek peygamberlerin dâvetine destek vermiştir.
İnanın bugünün Müslümanları olarak bizlerin bu mübarek zâttan öğrenecek çok şeyleri var.
Dikkat ederseniz bu zât, dâvetin sorumluluğunu, yaşadığı topluma gönderilen peygamberlerin omuzlarına yüklememiş, bilakis dâvet ve tebliğ noktasında peygamberlerin desteğe ihtiyacı olduğunu gördüğü anda hemen kolları sıvamış ve onları yardımsız bırakmamak için –peygamberler orada bulunuyor olmasına rağmen– kavmine nasihat etmiştir.
Allah için, bu âyetin bugünün Müslümanlarına hitap eden, mesaj veren bir yanı yok mu?
Bugün Müslümanlar – maalesef– dâvet ve tebliği hocaların ve dâvetçilerin sırtına yüklüyor, “nasıl olsa onlar anlatıyor” diyerek bildikleri hakikatleri insanlara ulaştırma noktasında gevşeklik gösteriyorlar. Oysa fazla değil bundan kısa bir dönem öncesi Müslümanlar; dükkân dükkân gezer, iş yerlerine ve tezgâhlarına gelen insanlara bir şeyler anlatır; kitap, CD, broşür dağıtır, akrabalarını yemeğe davet ederek tebliğde bulunur ve bu tarz uygulamalarla davet işini kimseye bırakmazlardı. Ama gelin görün ki bugün “nasıl olsa birileri anlatıyor” savıyla tebliğ ve dâvetten geri duruyorlar.
Bunda internetin yaygınlaşmasının büyük bir payı var diye düşünüyorum; zira bu gün artık insanlar birbirlerine ders linkleri atarak tebliğ ve dâvet görevini yerine getirdiklerine inanıyorlar. Evet, bu da kötü bir şey değil, ama olması gereken asıl şey bu da değil. Bunu bilmek ve bunun şuurunda olmak gerekir.
