“Câbir b. Süleym” isminde bir sahabî var. Bu sahabî, çölde yetişmiş birisi. Böyle olunca da haliyle oranın konuşma üslubundan ve ahlâkından nasibini almış.
Kendindeki bu eksikliği bildiği için Medine’ye iman etmek için geldiğinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir öğüt istemiş. İnsanların eksik yönlerine göre nasihatte bulunmayı adet edinmiş olan Rasûlullah ona öyle bir nasihat etmiş ki, tam isabet!
Gelin, bu önemli diyalogu beraberce okuyalım.
Cabir b. Süleym radıyallahu anh anlatır:
Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim ve dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Ben çöl adamıyım; o nedenle onlarda var olan kötü ahlak bende de vart. Şimdi (bu yönde) bana bir tavsiyede bulunsanız.”
Bunun üzerine Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu:
لا تسُبَّنَّ أحدًا
“Hiç kimseye/hiçbir şeye sövme!”
Cabir b. Süleym devamla der ki:
فما سببتُ بعد قول رسول الله ﷺ أحدًا ولا شاةً ولا بعيرًا
“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu sözünden sonra ne bir kimseye sövdüm, ne de bir koyun ve deveye…”
(Müsned
Bu gün âyet ve hadislerden deliller getirilerek bazı yanlış amelleri yapmamamız gerektiği bize söylendiğinde bin bir bahane üretiyor ve bir türlü duyduğumuz emre bağlılık gösteremiyoruz.
Yine kötü bir ahlakımızı, iyi olmayan bir huyumuzu, alışageldiğimiz örneğin sigara içme, sövme, insanları kandırma, yalan söyleme gibi beğenilmeyen hasletlerimizi değiştirmemiz bizden istendiğinde bir türlü onları değiştiremiyor ve cahiliye ortamında yetişmiş olmamızı gerekçe göstererek statükocu bir tavırla yolumuza devam ediyoruz.
Acaba bizim cahiliyemiz Cabir b. Süleym radıyallahu anh’ın cahiliyesinden daha mı kötüydü?
Bizim içerisinde yetişmiş olduğumuz ortam onun içerisinde yetişmiş olduğu ortamdan daha mı pisti?
Elbette ki hayır!
Onlar koyu bir cahiliyenin içinde yetişmişlerdi; ama onlar İslam’la aydınlığa çıkmanın yollarını aradırlar.
Burada işin kilit noktası bence şurası:
Onlar Allah ve Rasûlünden emir aldıklarında mutlaka onu yapmaları gerektiğine kendilerini inandırmış, ikna etmişlerdi ve o nedenle işittikleri emir ve yasaklara ittiba onlara zor gelmiyordu. Biz ise din yaşarken bahane üretmeyi kendimize meslek edindiğimiz için işittiğimiz emir ve yasaklara ittiba nefislerimize zor geliyor.
O nedenle Allah için bahaneleri bir kenara atalım ve duyduğumuz âyet ve hadislerle amel etmeye çalışalım. Biz çalışalım, Allah yardım edecek, zor olanları kolaylaştıracaktır.
Nerede içimizde Cabir b. Süleym’ler?
