“Ehl-i Kıble” demek birilerinin anladığı gibi namaz kılan kimse, demek değildir. “Ehl-i Kıble tekfir edilmez” kaidesi de namaz kılanlar tekfir edilmez, demek değildir.
Bu, bu konunun sadece ve sadece lüğavî/sözlük anlamıdır. İslamî meselelerde konuları yalnızca lügat anlamlarıyla anlayanlar hata etmeye ve yanlış sonuçlara çıkmaya mahkûmdurlar. O nedenle bu meseleyi –her İslamî meselede olduğu gibi– ıstılahî olarak ele almak gerekir.
Ehl-i Kıble kavramının ıstılahî anlamı: “Allah’a şirk koşmaksızın Allah’a kulluk eden kimse” demektir.
Buna göre bir insan, hayatında şirk sözleri ve şirk amelleri bulundursa, yani kısacası Allah’a herhangi bir şekilde şirk koşsa, o insan alnını secdeden kaldırmasa dahi “Ehl-i Kıble”den sayılmaz. Daimî bir şekilde namaz kılsa bile ona “Ehl-i Kıble” denmez.
Bunun aksini iddia etmek, nasslar ışığında bu meseleyi kavramlaştıran ulemaya iftira olur. Çünkü onlar açıkça bu detayı zikretmişlerdir.
Buna rağmen birileri hâlâ ve ısrarla “Ehl-i Kıble tekfir edilmez” kaidesini “Namaz kılanlar tekfir edilmez” şeklinde anlamlandırmaya devam etmektedir. Bunlar, cahil değillerse, art niyetlidirler.
Eğer dedikleri doğru olsaydı, o zaman Ebu Bekir radıyallâhuanh ve beraberindeki Ashabın, namaz kıldığı halde zekât konusunda küfre düşürecek bir hataya düşenlerle savaşmamaları gerekirdi. Oysa onlar, namaz kıldıkları halde zekât meselesinde küfre düşenlerle savaşmışlardı.
Benzeri savaşlar için de aynı şey söz konusudur.
Dolayısıyla, birilerinin bu kaide üzerinden insanların algılarını yönlendirmedeki amaçlarını iyi okumak gerekir. Her sakallıyı dedemiz sanmamalıyız.
