O (takva sahipleri), gayba iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.(2/Bakara, 3)

Muhtelif 1 dk okuma 8 görüntülenme

Gerçek Saltanat İşte Budur!

Abdulalh İbn-i Mübarek rahimehullah, çıkmış olduğu bir yolculuğunda Suriye’nin meşhur şehri olan Rakka’ya uğramıştı. İnsanlar onun geldiğini duyunca akın akın ona doğru yola çıktılar. Böyle olunca ortalığı bir izdiham hali aldı. Öyle ki, bu izdiham nedeniyle insanların terlikleri ve nalınları koptu.  Kalabalığın etkisiyle havaya büyük toz bulutları yükseldi.

Bu manzara şehrin merkezinde her yerden gözüküyordu. Harun Reşid’in sarayında bulunan bir câriye de bu manzarayı gördü ve etrafındakilere:

“Bu da ne böyle” diye sordu.

“Horasan’dan bir âlim gelmiş” dediler.

Bütün bu gördüklerinin şehre gelen bir âlim nedeniyle olduğunu anlayan câriye:

هذا والله المُلكُ، لا ملكُ هارون الذي لا يجمع الناس إلا بشُرط وأعوان

“İşte gerçek saltanat budur; insanları ancak asker ve polisle bir araya getirebilen Harun Reşid’in saltanatı değil” dedi.

(Târihu Bağdâd, 10/156)

Bu söz çok anlamlı ve çok manidar bir sözdür. Bir câriye tarafından söylenmiş olsa da manası çok derindir. Anlamak ve idrak etmek gerekir.

Bu gün de durum câriyenin tespitinden farklı değildir.

Yöneticiler, idareciler, başkanlar, âmirler… Bu insanlar, halkı ancak asker ve polis yardımıyla ya da bu alanda çalışma yapan insanların destekleriyle etraflarına toplayabiliyorlar. Ama gönül insanlarına, dâva ehline, âlimlere, sâlihlere ve sevilmiş şahsiyetlere gelince; bu insanların halkı toplamak için propaganda yaptırmalarına ihtiyaçları yoktur. Onlar hiçbir dayatmaya ihtiyaç duymadan halkı bir araya getirebilirler. Bu potansiyel onlarda mevcuttur. Hatta bir yere gittiklerinde halk onları görebilmek için adeta can atar, çırpınır. Onlarla bir araya gelmekten zevk alırlar.

Dolayısıyla asıl mesele “gönül meselesi”dir. O nedenle insanların gönüllerini kazanmayı becerebilmek gerekir. Bu konuda dâvetçilerin dikkat etmesi gereken en öncelikli husus; insanların gönüllerine hitap edebilmektir. Allah rahmet etsin, hedefleri büyük olan âlimlerimiz bunu çok iyi becermişlerdir.

Biz de eğer insanların dâvetimize kulak kabartmasını istiyorsak, onların gönüllerini kazanmayı becermeli, lafta değil, hakikatte onlara kendimizi sevdirmeliyiz.

Bu da ancak ihlâs, samimiyet ve işimizi layıkıyla yapmakla olur.

Görsel kart8 görüntülenme

İlgili içerikler

Notlarım

Yer imleri, notlar ve kaldığınız yer yalnızca bu tarayıcıda tutulur; sunucuya gönderilmez. Tarayıcı verisi silinirse kaybolur.