–Muhammed İbnu’l-Hubulî (rh.a) Örneği–
Muhammed İbnu’l-Hubulî rahimehullah, Şiî Fatımîler’in İslam beldelerini işgal ettikleri dönemde Berkâ bölgesinin[1] kâdılığını yapmaktaydı.
Fatımîler tarafından oraya atanan emir, Ramazan bayramına yakın bir zamanda İbnu’l-Hubulî rahimehullah’ın yanına geldi ve:
“Yarın bayram ilan edilecek” dedi.
Bilindiği üzere İslam’da bayramlar hilalin göründüğüne dair şâhitlerin dinlenmesi sonucunda kâdıların vereceği hükümle ilan edilirdi. Emirin bu kesin tavrı karşısında İbnu’l-Hubulî rahimehullah:
“Hilal görülmeden bu olamaz. Ben hilali görmeden insanlara bayram ettirip, onların günahlarını yüklenemem” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine emir:
“Ama Mansûr-Billâh’ın direktifi bu şekilde, bilgin olsun” diyerek dönüp gitti.
Şiî Fatımîler gerek oruca başlanması gerekse orucun bitirilmesi noktasında hilali itibara almaz, hesapla amel ederlerdi. Hilal gözükse de gözükmese de bu onları bağlamaz, hesabı dikkate alarak oruca başlar veya bitirirlerdi.
Neticede o gün hilal görülmedi.
Emir, davullar vurdurarak, çalgı aletleri çaldırarak ve sâir bayram hazırlıkları yaptırarak sabaha erişti. Emir de ona uyan halk da artık bayram havasına girmişti. Onların bu durumunu görünce Kâdı İbnu’l-Hubulî rahimehullah:
“Bu gün şer’an bayram olmadığı için asla hutbeye çıkmayacak, namaz da kılmayacağım” dedi.
Onun bu tavrı, oranın emiri olan o adama ulaştı. Bunun üzerine emir, adamın birisine hutbe vermesini emretti ve ardından tüm yaşananları Mansûr’a yazdı.
Emrine karşı çıkıldığını anlayan Mansûr, derhal İbnu’l-Hubulî’nin huzura getirilmesini istedi.
Derken Kâdı İbnu’l-Hubulî rahimehullah huzura getirildi.
Mansûr ona: “Özür dile, seni affedeyim” dedi.
İbnu’l-Hubulî şer’an yanlış bir şey yapmadığını iyi bildiği için bu teklifi kesin bir dille reddetti.
Bunun üzerine Mansûr verdiği emirle İbnu’l-Hubulî rahimehullah’ı ölüm kendisine gelene dek güneş altında bırakılmasıyla cezalandırdı.
Allah rahmet eylesin, o, susuzluktan dolayı su ister ama kendisine bir yudum dahi su verilmezdi.
Mansûr-Billâh, ibret-i âlem olması için öldükten sonra onun bir tahtaya koyulup asılmasını istedi ve yandaş zâlimler ölümünden sonra onu adeta bir kere daha öldürmek için meydanda astılar.
Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun!
(Kıssanın aslı için bkz. Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, 15/ 374)
——————
Bu hazin ama ibretlik kıssada ilim ehline büyük bir ders vardır. İlim ehli, inandığı değerleri ölüm pahasına bile olsa asla satmamalı, iman ettiği esaslardan birilerinin arzu ve istekleri için asla taviz vermemelidir. Bu, dinin selameti ve onların izzeti için çok önemlidir.
Bu gün tağutların kendilerine gönderdiği direktifleri –her ne kadar içeriğine inanmasalar dahi– sırf makamlarının ve maaşlarının elden gitmemesi için harfiyen okuyan, anlatan ve tatbik eden memur arkadaşlar acaba bu gerçeğin neresindeler?!
İbnu’l-Hubulî rahimehullah onlar için güzel bir örnek değil mi?
[1] Burası İskenderiye ile Libya arasında kalan geniş bir bölgenin adıdır.
