Biz toplum olarak “kâfir” denildiğinde onu hep “inkârcı” şeklinde anladığımız için “kâfir Allah rızası için iyilik yapar mı?” sorusuna hiç beklemeden olumsuz yanıt veriyor ve “kâfir Allah rızası için amel işler miymiş, bu da ne biçim soru!” diyerek bir çırpıda bu suâli olumsuzlukla cevaplandırarak geçip gidiyoruz. Oysa Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kâfir kimselerin de sırf Allah rızası için ameller işleyebileceğini, onların da Allah rızası adına iyilikler yapabileceğini haber vermiştir.
Şimdi gelin, şu iki hadisi beraberce dikkat kesilerek okuyalım.
1-) Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur ki:
إنَّ اللَّهَ لا يَظْلِمُ مُؤْمِنًا حَسَنَةً، يُعْطَى بها في الدُّنْيا ويُجْزَى بها في الآخِرَةِ، وأَمَّا الكافِرُ فيُطْعَمُ بحَسَناتِ ما عَمِلَ بها لِلَّهِ في الدُّنْيا، حتَّى إذا أفْضَى إلى الآخِرَةِ، لَمْ تَكُنْ له حَسَنَةٌ يُجْزَى بها.
“Şüphesiz ki Allah, bir mü’mine iyi amel konusunda asla haksızlık etmez. (İyiliğinin karşılığı olarak) ona bu dünyada nimet verilir, âhirette de mükâfatlandırılır. Kâfir kimseye gelince, onun Allah için yapmış olduğu iyiliklerinin karşılığı dünyada kendisine tattırılır (yedirilir, içirilir, rızıklandırılır). Âhirete gittiğinde ise mükâfatlandırılacağı bir iyiliği olmaz.” [1]
2-) Diğer bir rivayette de şöyle buyurur:
إِنَّ الْكَافِرَ إِذَا عَمِلَ حَسَنَةً أُطْعِمَ بِهَا طُعْمَةً مِنَ الدُّنْيَا وَأَمَّا الْمُؤْمِنُ فَإِنَّ اللَّهَ يَدَّخِرُ لَهُ حَسَنَاتِهِ فِي الآخِرَةِ وَيُعْقِبُهُ رِزْقًا فِي الدُّنْيَا عَلَى طَاعَتِهِ
“Kâfir kimse bir iyilik yaptığında, onun mükâfatı bu dünyada kendisine tattırılır. Mü’min kimseye gelince, Allah, onun iyi amellerinin (mükâfatını) âhirete saklar, taatinin karşılığında ise ona dünyada rızık verir.”[2]
Dikkat ederseniz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu hadislerinde kâfir kimselerin de Allah adına, Allah için, Allah rızasını gözeterek ameller işleyebileceğini haber vermiştir. Özellikle ilk rivayette geçen “عَمِلَ بها لِلَّهِ” ifadesi bu gerçeği net bir şekilde ortaya koymaktadır. Demek ki kâfirlerin de bazen Allah için iyilikler yapabileceğini unutmamamız gerekir.
PEKİ, BU BİZE NE ANLATIYOR?
İşte asıl sorulması gereken soru tam da bu.
Sahi, bu bilgi bize ne anlatıyor? Bunu bilmemizin bize ne faydası var?
İşin aslı bu bilgi bize birçok önemli hususu anlatmaktadır. Ve yine bu gerçeği bilmenin bize katacağı çok şey vardır.
Bunlar çok fazla olmakla birlikte en önemlileri şunlar:
❶ Bu hadis ve dinin diğer birçok delili bize gösteriyor ki, kâfir demek sadece inkâr eden kimse demek değildir. Eğer böyle olsaydı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Allah için yapmış olduğu” demezdi; zira inkârcı olan biri Allah için amel işlemez.
Ehl-i Sünnet itikadında “kâfir” kelimesi bazen inkârcı anlamında kullanılır, bazen de inkâr etmese dahi herhangi bir şekilde küfre girmiş kimse anlamında kullanılır. Bu iki anlamı birbirine karıştıranlar, dini baştan sona yanlış anlamak ve yanlış yorumlamak zorunda kalırlar. Ki, günümüz Mürciesinin içerisine düşmüş olduğu en büyük hata belki de bu ayrımı yapmamalarıdır. Böyle olduğu için bir adam –eğer inkâr etmiyorsa– yapmış olduğu şey küfür olsa dahi ona kâfir diyememektedirler.
İşte onları bu hataya düşüren şey, küfre sadece “inkâr” anlamı yüklemeleridir. Hâlbuki inkâr küfrün anlamlarından sadece birisidir.
❷ Kâfir kimseler de bazen Allah rızasını gözeterek bir amel işleyebilirler. Örneğin sadaka verebilir, fakir fukaraya sahip çıkabilir veya namaz, oruç ve zekât gibi bir takım ibadetleri yapabilirler. Kâfir olmaları bunları yapmalarına engel değildir. Bilakis bu onların dünyada bir takım nimetlerle nimetlendirilmelerine vesile olur. Onun için kâfir olduğunu düşündüğümüz bir insan bir iyilik yapmayı istediğinde “sen kâfirsin, yaptığın boşa gidecek, o nedenle yapmana gerek yok” diyerek ameline engel olmamak gerekir.
Bu aynı zamanda cumhuru ulemânın/üç mezhebin de görüşüdür.
Hidayetin de bir nimet olduğunu düşünürsek, bu yaptığı amelin onun hidayet nimetine mazhar olmasını sağlayacağını söyleyebiliriz. O nedenle onların kâfir olmalarını öne sürerek yapacakları iyiliklere mani olmamamız gerekir.
❸ Allah mü’min olsun kâfir olsun hiçbir kuluna zulmetmez, herkesin hak ettiğini hak ettiği şeye uygun olarak öder.
❹ Mü’min olsun kâfir olsun bir iyilik yaptığında mutlaka onun karşılığını alır. Amma bu dünyada, amma ahirette… Şu kadar farkla ki, mü’min kimse bu karşılığı dünyada nimet olarak, ahirette ise mükâfat olarak alır. Kâfir kimse ise bu karşılığı sadece dünyada nimet olarak alır. Onun âhirette mükâfatlandırılmasına gelince, bu onun için asla söz konusu değildir; zira mükâfatlandırılmak, kendisinden razı olunmayı da gerekli kılar. Kâfirin üzerinde bulunduğu şirk ve küfür buna engel olduğu için âhirette mükâfatlandırılması söz konusu olmayacaktır.
Dolayısıyla “nimetlendirme” ile “mükâfatlandırma” meselesini birbirinden ayırt etmemiz kaçınılmazdır. Mü’min her ikisine de müstahak iken, kâfir mükâfatlandırmaya müstahak değildir.
Bu hadis hakkında daha söylenecek çok şey vardır…
Rabbimden bu ilimleri hakkıyla anlamayı nasip etmesini ve kendi rızası için amel işleyen kâfir ve müşriklere hidayet vermesi niyaz ederim.
[1] Müslim
[2] Müslim
