Rabbimiz buyurur ki:
فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً
“İşte, verdikleri sözü bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.” (Maide, 13)
Kalp katılığının elbette birçok sebebi vardır. Aşırı dünya sevgisi, kötü kimselerle arkadaşlık, haramlarda ısrar… Tüm bunlar insan kalbini katılaştıran nedenlerdir. Ama kalbi katılaştıran bir şey daha var ki, maalesef birçoklarımız onunla imtihan olduğumuz halde onun kalbimize katılık vereceğinin farkında bile değiliz. Bu şeyin ne olduğuna birazdan değineceğim; ama öncesinde kalbin katılaşmasının tehlikesini ortaya koyan şu önemli bilginin altını çizmek istiyorum: Kalp katılaşıp kasvete büründüğü zaman insanı manevî anlamda bitirir. Öyle ki bu hastalığa maruz kalmış insan artık ne nasihatten faydalanır, ne öğütlere kulak verebilir, ne merhamet etmesi gereken kimselere merhamet eder, ne de Allah’a yakınlığını artırabilir… Kalp katılığı işte böylesi zararları ihtiva eden amansız bir hastalıktır. O nedenle bunun çok tehlikeli İlahî bir ceza olduğunu bilmek ve hayat boyu bunun şuurunda bir yaşam sürmek gerekir.
Gelelim asıl meselemize…
Bilindiği üzere Kur’ân’da kalp katılığının birçok sebebinden bahsedilmiştir. Ama ben, özellikle vakıamız açısından önemli olduğunu düşündüğüm için sadece üstte verdiğim âyette yer alan sebebinden bahsedeceğim. Neydi o?
Verilen sözün bozulması sebebiyle kalbin katılaşması...
İnsan bazen Allah’a, bazen de kullara bir takım sözler verir. Ama kimi zaman gafleti, kimi zaman da kötü duyguları neticesinde verdiği bu sözünü bozar. İşte bu durumda söz bozmanın kötü bir sonucu olan kalbin katılaşması cezası ortaya çıkar. Bakın, âyet bunun bir “ceza” olduğundan bahsediyor; bunu iyi anlamak gerekir. Evet, kalp katılığı bir cezadır. Hem de ne çetin bir ceza!
Verdikleri sözü bozan bu insanlara Allah örneğin, “Ben onların zenginliklerini ellerinden aldım, onları nimetlerimden mahrum bıraktım, onları helak ettim” diyerek bir ceza verebilirdi. Ama böyle demedi.
Peki, ne dedi?
“Ben onların kalplerini katılaştırdım.”
Allahu ekber!
Bu gerçekten de üzerinde uzun uzun durulması gereken önemli bir husustur. Bunu iyi anlamak, üzerinde kafa yormak gerekir.
Burada önünü açmak ve konuyu daha iyi anlamanı sağlamak için özellikle meselenin Allah’a bakan yönüne dair sana bazı sorular sormak istiyorum:
Bir düşün bakalım, acaba Allah’a verdiğin sözleri hiç bozduğun oldu mu?
Allah’a ne söz vermiştin ki?
Mesela O’na asla hiçbir şeyi ortak koşmayacağına, yani O’na karşı şirk işlemeyeceğine dair söz vermiştin.
Yine O’ndan başka birisinin hâkimiyet ve otoritesini kabul etmeyeceğine, O’ndan başkasının kanunlarına tabi olmayacağına dair söz vermiştin.
Ve yine kulluk fiillerini O’ndan başkasına yapmayacağına dair söz vermiştin.
Hem de sıkı ve sağlam bir söz…
Eğer bu sözlerine riayet edememiş ve onu nakzetmişsen Allah’ın sana başka başka cezalar vermesini bekleme. Senin kalbinin hassasiyetini yitirmiş olması ve katılaşması sana ceza olarak yeter.
Daha neyi bekliyorsun?!
Kullarına verdiğin sözleri bozmuş olmanı hiç ele almayacağım. Onu sen hesap et.
Burada bu âyet hakkında Şeyh Sa‘dî’nin yapmış olduğu tefsiri aktararak konunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha vurgulamak ve bununla bu nasihatimi noktalandırmak istiyorum. O der ki:
“Verdikleri sözleri bozmaları sebebiyle kalplerini kaskatı kıldık. Yani onların kalplerini kendisine öğütlerin fayda vermediği, âyet ve uyarıların herhangi bir fayda sağlamadığı katı bir kalbe çevirdik. Bu sebeple artık onları ne bir teşvik harekete geçirir ne de bir korkutma rahatsız eder. İşte bu durum, kula verilebilecek en büyük cezalardan birisidir.”[1]
Rabbim bu âyeti hakkıyla anlayıp amel edebilmeyi bizlere nasip etsin. Rabbim kalplerimizi katılaşmaktan muhafaza buyursun.
[1] Tefsîru’l-Kerîmi’r-Rahmân, Dâru İbni Hazm, sf, 204
