Rivayet edildiğine göre Kavalalı İbrahim Paşa, Şam ulemasından Said el-Halebî ile bir araya gelmiştir. Paşa, âdeti olduğu üzere herkesin yanında yaptığı gibi uzun oturur, ayaklarını uzatır.
Ehl-i ilimden olan Said el-Halebî isimli âlim de, ilmin izzetini ayaklar altına aldırmama adına hiç kimsenin yanında yapmadığı ve âdeti olmadığı bir şeyi yapar. O da Paşanın karşısında ayaklarını uzatır.
Paşa da ayağını uzatmıştır, âlim de…
Ama birisi ezmek için, öbürü ezdirmemek için…
Birisi onur kırmak için, öbürü ilmin izzetini korumak için…
İlerleyen dönemlerde Paşa, içerisinde çok miktarda altın bulunan bir çıkını kendisine gönderir. Gelen altınları gören o mübarek zât, daha sonraları dillerden düşmeyecek şu müthiş sözü söyler:
إن الذي يمد رجله لا يمد يده
“AYAĞINI UZATAN, ELİNİ UZATMAZ!”
Ve bununla altınları almayı reddeder…
(Bkz. Rabbâniyyetun Lâ Ruhbaniyyetun, en-Nedvî, sf. 17)
Nereden nereye geldik Ya Rab!
Önceleri dinlerinin selameti için sultanlardan hediyeyi bile kabul etmeyen âlimler vardı, şimdileri ise dinleri bahâsına yöneticilerden maaş almaya can atan hocalar var!
