Ahmed b. Nasr el-Huzaî kimdir hiç duydunuz mu bilmiyorum; ama o duyulmaya, tanınmaya ve hayırla yâd edilmeye layık şehid bir âlimdir.
Ahmed el-Huzaî rahimehullah, Ahmed b. Hanbel’in yakın arkadaşlarından, o dönemin ilmiyle âmil olan değerli imamlardandı. O da “Halku’l-Kur’ân” fitnesinde tıpkı İmam Ahmed gibi ağır imtihanlara tabi tutulmuş; ancak tüm dayatma ve işkencelere rağmen dik durmayı ve imanından taviz vermemeyi başarabilmişti.
Onun, Abbasîlerin zâlim sultanı Vasıkbillah döneminde akla hayale gelmeyecek dehşet bir şehid edilme hikâyesi vardır. Şöyle ki: O, Kur’ân’ın mahlûk olmadığını aksine Allah’ın kelamı olduğunu savunduğu için başı bedeninden ayrılmış, bu yetmezmiş gibi bir de cansız bedeniyle tam beş yıl süreyle Bağdât’ın girişinde halka teşhir edilmişti.
Ona bu zulmü reva gören zalimler, kendi hesaplarınca onu halka ibretlik kılmışlardı; ama Allah onların hesaplarını başlarına geçirdi ve imamın şehadetini nesillerin uyanmasına vesile kıldı. Bununla da kalmadı, ölümünden sonra ona zulmedenlerden tarihin unutmayacağı müthiş bir intikam aldı. Bu intikamla imanında sâdık olanları hayatlarında da ölümlerinde de yardımsız bırakmayacağını bir kere daha tüm insanlığa göstermiş oldu.
Şimdi okuyacağımız şu satırlarda Allah’ın ölümünden sonra bir kuluna nasıl yardım etmeye devam ettiğinin ve iman ehline zulmedenlerden nasıl intikamını aldığının bir delili vardır.
Şimdi gelin, bunu beraberce görelim.
Bilindiği üzere Abbasîlerin zâlim sultanı Vâsık öldükten sonra tahta kardeşi Mütevekkil geçti. Ancak Mütevekkil, kardeşinin bazı icraatlarından rahatsızdı. Bu icraatlardan birisi de onun büyük âlim Ahmed el-Huzaî’yi katletmesiydi; zira onun kesilen mübarek başı, şehadetinden sonra bile Allah’ı zikretmeye devam etmişti. Bu bilgi Mütevekkil’i ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Acaba bu âlim haksız yere öldürülmüş olabilir miydi? İşte bundan dolayı sürekli bir sorgulama içerisinde oldu. Olayı tam olarak anlamak için Ahmed b. Nasr el-Huzaî’nin katline fetva veren saray ulemasına ara ara sorular soruyor, kendince tahkikat yapıyordu. Bir defasında yanına Mutezile’nin saray ulemasından İbn-i Zeyyât gelmişti. Mütevekkil ona:
‒Ey İbn-i Zeyyât, biliyorsun kardeşim Vâsık Ahmed b. Nasr’ı öldürttü. Bu yaptığından yana kalbimde bir sıkıntı var, acaba sen ne dersin, diye sordu.
İbn-i Zeyyât:
‒Ey mü’minlerin emiri, eğer kardeşiniz Vâsık onu kâfir olarak öldürmemişse Allah beni ateşle yaksın, dedi.
Bir başka zaman yanına yine Mutezile’nin saray ulemasından Herseme girdi. Mütevekkil ona da aynı şeyleri söyledi, sordu.
Herseme de tıpkı İbn-i Zeyyât gibi:
‒Ey mü’minlerin emiri, eğer kardeşiniz Vâsık onu kâfir olarak öldürmemişse Allah benim etlerimi lime lime etsin, beni paramparça eylesin, diyerek cevap verdi.
Bir ara da Mutezile’nin en büyük âlimlerinden sayılan İbn-i Ebi Duâd yanına gelmişti. Mütevekkil ona da aynı şeyleri söyledi. Bunun üzerine İbn-i Ebi Duâd da arkadaşlarının cevaplarına benzer bir cevapla cevap verdi:
‒Ey mü’minlerin emiri, eğer kardeşiniz Vâsık onu kâfir olarak öldürmemişse Allah beni felç etsin!
Bu saray mollaları sanki sözbirliği etmişçesine hep aynı tarzda cevaplar vermişti. Mütevekkil bunların hepsini iyice belledi ve kaderin bunlar hakkında nasıl tecelli edeceğini gözlemeye başladı.
Ve aradan yıllar geçti… Allah, sevdiği kulunu yardımsız bırakır mıydı hiç? Ona zulmedenlerden intikamını almadan öylece olayların üstünü örter miydi?
Elbette ki hayır!
Allah mü’minleri her daim müdafaa ederdi ve etti de… Kendi yolunda şehid olan bir kulunun intikamını aldı. Hem de nasıl aldı bir bakın. Sözü, olayın bizzat canlı şahidi olan Mütevekkil’e bırakıyoruz:
“Kendilerine soru sorduğum bu üç âlim bana böyle söylemişlerdi. İbn-i Zeyyât’a gelince; onu bizzat ben ateşle yaktırdım. Herseme’ye gelince; o da buralardan kaçtı ve en sonunda Huzaa Kabilesi’nin olduğu yere sığındı. Oradaki adamlardan birisi onu tanıdı ve: Ey Huzaalılar! İşte bu adam amcaoğlunuz Ahmed b. Nasr’ı öldürten adamdır, dedi. Ahali ona saldırdı ve onu oracıkta paramparça ettiler, etlerini lime lime ayırdılar. İbn-i Ebi Duâd’a gelince; o da felç oldu…”
(Târihu Bağdâd 6/403)
Evet, olayın bizzat canlı şâhidi olan Mütevekkil’in bu anlattıklarıyla Allah’ın mü’min bir kulunu hiçbir zaman yardımsız bırakmayacağını ve ölümünden sonra dahi olsa onun intikamını elbet alacağını bir kere daha görmüş oluyoruz.
اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذينَ اٰمَنُوا
“Şüphesiz Allah iman edenleri müdafaa eder.” (Hac, 38)
اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُ
“Şüphesiz ki Biz, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında da şahitlerin şahitlik edeceği günde de yardım ederiz.” (Mü’min, 51)
Eğer biz de Allah’ın sâlih, sâdık ve muhlis bir kulu olur ve Allah’ın dinine ihanet etmeden onu müdafaa edersek, Allah bizi de müdafaa eder ve şayet bize zulmedenler olursa, onlardan mutlaka intikamımızı alır. Er ya da geç…
