İbn Tâhir el-Makdisî der ki: Ebu İsmail Abdullah b. Muhammed el-Ensarî’nin şöyle dediğini işittim: “Tam beş kez kılıçla karşı karşıya geldim (yani boynumun vurulmasıyla tehdit edildim). Hiç birisinde bana ‘Görüşünden dön’ denilmedi; bilakis ‘Seninle aynı düşünmeyenlere karşı ses etme/muhaliflerini deşifre etme/seninle aynı düşünmeyenleri eleştirme’ denildi. Ben de her seferinde buna ‘Hayır susmayacağım’ diye karşılık verdim…” (İbn Muflih, el-Âdabu’ş-Şer’iyye, 1/207)
Âlimlerimiz şöyle demişlerdir: “Gerçek dâvetçi sadece münkeri anlatmakla, sadece kötülüğü eleştirmekle yetinmez; bilakis münkerin ehlini de anlatır, eleştirir. Onun en önemli görevlerinden birisi de, münkeri topluma yayanları, münkerin toplumda işlenmesini onaylayanları teşhir etmesidir. O nedenle dâvetçi her zaman genelleme yaparak konuşmaz; yeri geldiğinde münkeri ve münkerin kaynağı olan tağutları isimcek zikreder. Ta ki bu şekilde hak batılla, hak ehli batıl ehliyle karışmasın…
وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ
“Mücrimlerin yolu net olarak açığa çıksın diye, ayetleri Biz, işte böyle etraflıca açıklarız.” (En’am, 55)
Hakkın taraftarlarıyla bâtılın taraftarları net bir şekilde birbirinden ayrışmadıkça, hak ile bâtıl istenilen düzeyde ortaya çıkmayacaktır. Onun içindir ki Rabbimiz kullarına hakkı ve bâtılı anlattığı gibi, hakkın taraftarlarıyla bâtılın taraftarlarını, onların kim olduklarını, yollarını, vasıflarını ve durumlarını da anlatmıştır. Bu, ayrışma için çok önemli bir şeydir.
