O (takva sahipleri), gayba iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.(2/Bakara, 3)

Muhtelif 4 dk okuma 7 görüntülenme

Müslümanlara Karşı Nasıl Samimi Olunur?

–Cerîr b. Abdillah’ın Müthiş Kıssası–

Cerîr b. Abdillah radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e samimiyetle tâbi olan sahabîlerden birisidir ve O’na verdiği sözü hayatı boyunca bozmamış, ahdine titizlikle riayet etmiştir.

Birazdan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verdiği sözü nasıl tuttuğunu ortaya koyan canlı bir örneği göreceğiz; ama öncesinde O’na verdiği söz neydi onu hatırlayalım.

Cerîr b. Abdillah radıyallahu anh, araştırmalarının ardından iman etmek ve bu dine teslim olmak için karar alır ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelir. Peygamberimiz, âdeti olduğu üzere bu dine giren herkesten bazen genel, bazen de genelle beraber özel şeyler üzerine beyat alır. Cerîr b. Abdillah da özel anlamda kendisinden beyat aldığı kimselerdendir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem herkese sunduğu genel şartlardan sonra ondan bir şey daha istemiştir. İstediği bu şey çok önemli ve bir o kadar da güzeldir.

Bunun ne olduğunu merak etmediniz mi?

Şimdi gelin, bu özel beyat şartının ne olduğunu öğrenmek için sözü ona bırakalım. O der ki:

بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ ‏‏

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namazı düzgün kılmak, zekât vermek ve istisnasız her Müslüman’a karşı samimi davranmak üzere beyat ettim.” (Buharî ve Müslim)

Evet, onun Peygamberimize verdiği özel söz “istisnasız her Müslüman’a karşı samimi davranmak”tı. Allah ondan razı olsun, bu sözüne hakkıyla riayet etti ve en güzel şekilde ahdini yerine getirdi. Böylelikle beyatine sâdık kalanlardan, beyatini bozmayanlardan oldu.

Onun Peygamberimize verdiği bu özel sözü titizlikle tuttuğuna dair kitaplarımızda aktarılan müthiş bir kıssası var. Bu kıssa, içerisinde birçok ders barındırması ve verilen sözlere nasıl riayet edilmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Umarım okuduktan sonra sizde de güçlü bir tesir bırakır. Ama kıssanın mantığını daha iyi anlayabilmemiz için şu gerçeği hatırlatmamız gerekir:

Bilindiği üzere mü’minlerin en önemli özelliklerinden birisi gıyaben Allah’tan korkmalarıdır. Rabbimiz buyurur ki:

اَلَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ‏‏

“Onlar, gıyaben Rablerinden korkar ve kıyâmetten de tir tir titrerler.” (Enbiya, 49)

Bunun iki anlamı vardır:

1-) Görmedikleri halde Allah’tan korkarlar,

2-) Kimsenin kendilerini görmediği, bilmediği yerlerde veya durumlarda Allah’ın gördüğünü bilerek Allah’tan korkarlar.

Cerîr b. Abdillah radıyallahu anh, gayba gerçekten iman ettiği için kimsenin kendi durumunu bilmediği bir şey hususunda Allah’tan korkmuş ve bu korkuyla takvanın gereğini yerine getirmiştir.

İşte şimdi bu gerçeği ortaya koyan o önemli kıssaya geçebiliriz.

Bir gün kölesine, kendisi için bir at satın almasını emreder. Köle, derhal hayvan pazarına gider ve sahibiyle pazarlık ettikten sonra üç yüz dirheme anlaştığı bir at bulur. Atı sözlü olarak satın alır, ancak ücreti efendisinin ödeyeceğini belirtir. Adam kabul eder. Hemen ücreti ödemesi için satıcıyla beraber efendisine gelir. Kölenin efendisi olan Cerîr radıyallahu anh, at satıcısıyla kölesinin arasında geçen pazarlığı dinler, sonra ata bakar; ancak anlar ki at, değerinden çok daha kıymetlidir.

Bunun üzerine satıcıya:

—Kardeşim, atın üç yüz dirhemden daha fazla eder. Onu bana dört yüz dirheme satar mısın?

Adam:

—Olur, der.

Cerîr radıyallahu anh adamın atın fiyatı konusunda asıl kalbinden geçen rakamın ne olduğunu açığa çıkarmak için biraz daha fiyatı artırmaya karar verir ve:

—Atın bundan da fazla eder, istersen onu beş yüz dirheme sat.

Adam yine:

—Olur, der.

Cerîr radıyallahu anh adamın kalbindeki gerçek rakamı bulabilmek için fiyatı yüzer yüzer artırmaya devam eder. Ta ki sekiz yüz dirheme ulaşana kadar. Bu rakama gelene dek her defasında “Kardeşim, atın bundan daha da fazla eder” demiştir. Bunun tek sebebi, Müslüman kardeşinin malını değerinde alarak ona karşı samimiyetle muamele etme görevini yerine getirmiş olmaktır. Çünkü o, Peygamberine böyle söz vermiştir.

Fiyat sekiz yüz dirheme ulaşınca artık adam kelimenin tam anlamıyla razı olmuştur. Bundan ötesine onun da rızası yoktur. Cerîr radıyallahu anh onun bu samimi rızasını anlayınca atı sekiz yüz dirheme satın alır…

Tabi, onun bu yaptığı birilerini şaşkına çevirmiştir. Malı dip fiyatına almak varken böylesine tepe fiyat vererek almak akıl kârı değildir. Normal bir tüccarın işi de değildir. Buna bir anlam veremeyen insanlar hemen Cerîr’e niçin böyle yaptığını sorarlar. Ama alacakları cevap dünya tüccarlarını değil, ancak âhiret tüccarlarını sevindirecek bir cevaptır:

“Ben istisnasız her Müslüman’a karşı samimi davranmak üzere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e beyat etmiştim. Bu adam da benim kardeşimdir. Ona karşı da gerçekçi ve samimi davranmam gerekirdi.”

BU KISSA BİZE NE ANLATIYOR?

Cerîr radıyallahu anh’ın bu muhteşem duruşunu düşünmemiz ve kalbimizle anlamamız gerekir. İsteseydi günümüz tüccarlarının yaptığı gibi vekil tayin ettiği hizmetçisinin anlaştığı fiyatla atı alabilirdi. Bu, şer’an da caiz ve meşru idi. Ama o zaman istisnasız her Müslüman’a karşı samimi davranmak üzere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verilen beyat nerede kalacaktı?

Onun her Müslüman’a karşı samimi ve gereği gibi davranma sözü, kendisini bu tür geçici menfaatlerden alıkoyuyordu.

Böylesi üç kuruşluk menfaatler için kardeşliğin doğurduğu hakları ihlal etmek onun İslamî anlayış ve duruşuna tersti. O, menfaat için değil, Rabbinin cennetini kazanmak için iman etmişti. Müslümanları zora sokarak ve içerisine düştükleri zorluklardan çıkar ve menfaat elde ederek Rabbini razı etmesi mümkün müydü?

Bunu kabul etmedi ve mustakîm duruşunu asla bozmadı.

Bu gün bizler –maalesef– zora düşmüş ve bu nedenle elindeki malı satılığa çıkarmış kardeşlerimizin mallarını üç kuruş daha düşüğe alabilmek için adeta can atıyor, fırsatlar kolluyoruz.

Adamın malını ederinden almak yerine –tabir yerindeyse– malını mundar ediyoruz. Bunu da sırf üç kuruş daha fazla kazanabilme adına yapıyoruz. Daha çok kazanabilmek için kardeşimizin zarar etmesine razı oluyoruz!

Samimiyet nerede?

Kardeşimizi tercih etmek nerede?

Îsâr ahlakı nerede?

Cerîr’in yolundan gitmek nerede?

Kardeşliğimizi menfaatlerimize kurban etmemeliyiz.

Bize Cerîr’in yolundan gidecek samimi erler lazım.

Görsel kart7 görüntülenme

İlgili içerikler

Notlarım

Yer imleri, notlar ve kaldığınız yer yalnızca bu tarayıcıda tutulur; sunucuya gönderilmez. Tarayıcı verisi silinirse kaybolur.