Yaşadığımız şu dünyada cereyân eden bazı hazîn hâdiselerden dolayı –istesek de istemesek de– bu gün birçoğumuzun aklına hep cevabı doğru verilmesi gereken şu önemli soru takılıyor:
Nasıl oluyor da Allah’ı hayatlarından çıkaran, O’nu inkâr eden ve hatta açıkça O’na meydan okuyan mülhid Avrupa yeryüzünde iktidar oluyor, yönetimleri ellerinde bulunduruyor; ama Allah’a iman ettiğini söyleyen, O’na kulluk eden ve hayatını O’nun direktifleri doğrultusunda yaşamaya çalışan İslam Ümmeti bir türlü iktidar olamıyor, bir türlü yeryüzünde hâkimiyet kuramıyor?
Allah için söyleyin, bu soru sizin de aklınıza hiç takılmadı mı?
Elbette takılmış ve mutlaka cevabını aramışsınızdır.
Bu sorunun doğru ve kesin cevabını bulabilmemiz için öncelikle bilmemiz gereken bir şey var, o da şu: Kur’ân’da Allah’ın ümmetlere muamele yasası nedir? Ve ümmetlere uyguladığı sünneti nasıldır?
İşte Allah’ın “sünnetullah” dediğimiz insanlığa ve ümmetlere uyguladığı muamele yasasını bilmemiz, üstte kafamıza takılan sorunun doğru bir şekilde cevaplandırılmasına olasılık sağlayacaktır ki, bu da bu konuda bizi doğru bir sonuca ulaştıracaktır. Bu konuda doğru bir cevaba ulaşmak, doğru bir sonuca ulaşmanın temelini oluşturmaktadır. O nedenle çok önemlidir.
Üstat Muhammed Kutub “Vâkiunâ’l-Mu’âsır”[1]adlı kitabında bu önemli soruya mükemmel bir şekilde cevap vermiştir. Bu cevabı sizinle paylaşarak kafalarımızda yer eden o problemin çözülmesinde yardımcı olmaya çalışacağım. Allah için dikkatle okuyalım. Üstat der ki:
“İslam Ümmeti’nin dışındaki bütün ümmetler, Allah’tan uzak olmalarına rağmen yeryüzünde güç ve iktidar elde edebilirler. Hatta Allah’tan ne kadar çok uzak olurlarsa, güç ve iktidarları o kadar artar. Nitekim inkârcı kâfir Avrupa’nın bugün durumu böyledir. İşte bu, Allah’ın kâfirlere muamelesi hususundaki Rabbanî sünnetlerindendir.
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ
“Onlar kendilerine hatırlatılan (öğütleri) unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik…” (Enam, 44)
Yani Allah’ın takdir edeceği belirli bir süreye kadar…
Daha sonra ise yıkım gelir.
حَتّٰٓى اِذَا فَرِحُوا بِمَٓا اُوتُٓوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ
“Öyle ki kendilerine verilen şeylerle ‘sevince kapılıp şımarınca’ onları ansızın yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular.” (Enam, 44)
İslam Ümmeti’ne gelince; ona özel bir yasayla muamele edilir ve onlar ancak ‘iman üzere’ iktidar sahibi yapılırlar. Yoldan sapacak olurlarsa iktidarları ellerinden alınır; çünkü Allah, yoldan çıkmış oldukları halde iktidar fitnesi ile onların imtihan olunmalarını istememektedir; zira böylesi bir durumda neticesi küfre varana dek daha da fazla sapacaklardır. İşte o zaman kâfirlere uygulanan Sünnetullah onları da yakalayacaktır…”
“…Yoldan çıkmış bir halde iken kendilerine iktidar vermemesi, Allah Teâlâ’nın bu ümmete olan rahmetindendir.”[2]
Bu önemli cevapla umarım İslam Ümmetinin bu hâliyle niçin bir türlü iktidar olamadığına yönelik zihinlerimizde canlanan işkâl gitmiş olur.
[1] Bu kitap “Çağdaş Konumumuz” ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir.
[2] Vâkiunâ’l-Mu’âsır, Muhammed Kutub, sf.169
