Rabbimiz şöyle buyurur:
كَمَٓا اَرْسَلْنَا فيكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
“Nitekim size, kendinizden olan bir peygamber gönderdik. O peygamber size âyetlerimizi okur, sizi arıtıp temizler, size kitabı ve hikmeti öğretir. Ve (dahası) size daha önce hiç bilmediklerinizi öğretir.” (Bakara, 151)
Bu âyeti –özellikle de altı çizili olan kısmını– dikkatle okumanızı ve üzerinde biraz düşünmenizi istirham ediyorum.
Sahi, ne anlatıyor, ne anlatmak istiyor bu ifade bize?
Bu ifade bize şunu anlatıyor: Allah’ın Rasûlü Muhammed aleyhisselam, bu dinde bizlerin Kur’ân vasıtasıyla bilemediği bazı meseleleri sözleri ya da fiilleriyle bize öğretmektedir.
Evet, âyetin vermek istediği ana mesaj –Allahu a‘lem–budur.
Burada bizi bu manayı düşünmeye sevk eden iki husus var:
❶ Âyet, peygamberimizin insanlığa karşı görevlerini ortaya koymaktadır. Bunlar sırasıyla:
• İnsanlara Allah’ın âyetlerini okumak,
• İnsanları Allah’ın razı olmayacağı her türlü kötülükten arındırmak,
• İnsanlara kitabı ve hikmeti talim etmek,
• İnsanların daha önce hiç bilmediği şeyleri onlara öğretmek.
Bu dört madde, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizlere karşı görev ve vazifelerini ifade etmektedir. Dolayısıyla burada sayılan her bir hususun O’nun bize karşı mutlaka yerine getirmesi gereken bir vazife olduğunu bilmek gerekir.
❷ Bu dört madde içerisinde özellikle sonuncusu, O’nun bizlere Kur’ân’ın nuzûlünden sonra bile bizim hiç bilmediğimiz, bilemediğimiz bazı şeyleri öğreteceğini ifade etmekte, ele almaktadır.
İşte burası kilit noktadır ve çok önemlidir.
“Onun bizlere Kur’ân’ın nuzûlünden sonra bile bizim hiç bilmediğimiz bazı meseleleri öğreteceğini nereden çıkarıyorsunuz?” diye bir itirazda bulunulsa, buna âyette Rasûlullah’ın görevlerini belirten dört maddenin “tertip” ifade ettiğini söyleyerek cevap veririz.
Evet, burada sayılan dört görev tertip ifade eder, yani bilinçli yapılmış ve riayet edilmesi gereken zorunlu bir sıralama… Buna göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ilk görevi “Allah’ın âyetlerini okumak”tır.
“İnsanları kötülüklerden arındırma” görevi bundan sonra gelir; zira arınma ancak vahiy ile olur.
“Kitabı ve hikmeti talim etme” görevi ise Kitab’ın insanlığa aktarılmasından ve onların belirli bir düzeyde arındırılmasından sonra gelir.
“Daha önce hiç bilmedikleri şeyleri insanlara öğretmek” ise, tüm bunların ardından olur. Öyle ya, insanlar bilgiyi önce Kitap ile öğrenecek, eğer orada bulamazlarsa o zaman devreye Sünnet girecek, ya hükmü beyan ederek ya da yeni bir hüküm koyarak meseleyi aydınlığa kavuşturacaktır.
İşte bunlar ancak bu sıra ile mümkündür.
Bunu anlamışsak, o zaman Rasûlullah aleyhisselam’ın bizim hiç bilmediğimiz bazı meseleleri bizlere Kur’ân’ın nuzûlünden sonra öğreteceği meselesini daha iyi idrak etmiş oluruz.
Sonuç olarak; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizlere, bizim hiç bilmediğimiz, duymadığımız, önceden görmediğimiz din ile alakalı hususları öğretme gibi bir görevi, bir misyonu vardır.
Kabul edilse de edilmese de bu böyledir.
BUNU BİLMENİN NE FAYDASI VAR?
Belki birileri “Bunu bilmenin ne faydası var?” diye sorabilir. Cevaben deriz ki: Bunu bilmek, kendilerini “Kur’ân talebeleri” olarak tanımlayan ama hakikatte tam bir hadis inkârcısı olan malum kesimin, “Bir şey Kur’ân’da geçmiyorsa ya da bir şey Kur’ân’da zikredilmiyorsa o asla dinden değildir” sözünün ne kadar batıl ve boş bir söz olduğunu öğrenmemizi sağlar. Onların bu iddialarının bâtıl olduğunu bildiğimizde de her platformda üstüne basa basa vurguladıkları, her yerde sanki tek bir yerden yönlendiriliyormuşçasına dile getirdikleri bu tezin aslında özü itibariyle Rasûlullah’ı devre dışı bırakmayı hedeflediğini anlamış oluruz. Bu da onlara karşı temkinli davranmamızın ne denli haklı olduğunu ve aslen onların bu tarz iddialarının Kur’an’ın bizzat kendisine ters düştüğünü bize gösterir.
Gerçekten de onların bu iddiaları kulağa ne kadar da hoş geliyor, öyle değil mi? Neymiş, “Bir şey Kur’ân’da geçmiyorsa o, dinden değilmiş!”
Subhanallah!
Peki, Kur’ân’da geçmeyip Sünnetle belirlenen ahkâm ne olacak? Şimdi o ahkâma “din dışı” mı diyeceğiz?
Allah bu hadis inkârcılarını hidayet etsin, şayet hidayetleri yoksa onları ümmetin başından def eylesin. Ya hu, bu dinin büyük bir kısmı Sünnetle belirlenmemiş mi? Kur’ân tıpkı bir anayasa gibi ana esasları ortaya koyup detayların izahını Sünnete bırakmamış mı? Rasûlullah’ın kitabı bize öğretmesi nasıl olacak? Ve yine bizim daha önce hiç bilmediklerimizi bize öğretmesi nasıl vakıada gerçekleşecek?
Bu sorular onlar tarafından bir şekilde cevaplandırılabilir; ama bizim onların zırvalarına değil, Rabbimizin mübarek kelamı olan Kur’ân’ımıza kulak kabartmamız gerekir. Ne diyor kitabımız?
“…O peygamber, size daha önce hiç bilmediklerinizi öğretir.” (Bakara, 151)
Biz Kur’ân okuduktan sonra bile bazı şeyleri bilemeyebiliriz –ki vâkıa da aynen böyledir– bu durumda Rasûle gider ve meselenin hakikatini ondan öğreniriz.
İşte âyet bize bu güzel manayı anlatıyor; tabii ki anlayabilene…
