“Doğrusu her kim Allah’a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır…” (Maide Suresi, 72)

HZ. PEYGAMBER sallallâhu aleyhi ve sellem VE ASHABININ DAVETİNE DAİR BAZI ÖRNEKLER


بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

1) Hz. Peygamber’in Adiy b. Hatim’i İslâm’a Davet Etmesi      

Adiy b. Hatim radıyallâhu anh şöyle anlatır:

“Kulağıma Rasûlullah’ın peygamber olarak gönderildiği haberi geldiğinde şiddetli bir şekilde bu haberden rahatsız oldum. Çıktım, Rum diyarının bir bölgesine gittim (bir rivayete göre Kayser’e vardım). Buraya varışımda en azından Rasûlullah’ın peygamber olarak gönderilmesinden duyduğum hoşnutsuzluktan daha hoşnutsuz geldi bana. Kendi kendime “Vallahi keşke o kişinin yanına varsaydım. Eğer yalancı ise bana bir zarar veremezdi. Eğer doğru ise bunu bilmiş olurdum” dedim. Böylece Rasûlullah’ın yanına gitme kararı aldım. Yanına vardığımda halk:

“Adiy b. Hatim! Adiy b. Hatim!” diye bağırdı. Rasûlullah’ın yanına gittim. Bana:

~Ey Hatim’in oğlu Adiy! Müslüman ol, selamet bul!” sözünü üç defa tekrarladı. Ben de:

~Ben bildiğimin üzerindeyim (dinime bağlıyım), dedim. Rasûl-i Ekrem:

~ Ben senin dinini senden daha iyi bilirim, dedi. Ben de:

~Sen dinimi benden daha mı iyi biliyorsun? deyince, Rasûl-i Ekrem: “Evet” dedi ve devamla:

~Sen Hıristiyanlık ile Sabiîlik arasında bulunan “Rekusiye” dininden değil misin? Buna rağmen kavminin ganimetinin dörtte birini de yiyorsun, dedi. Ben de cevap olarak:

~Evet, dediğin gibiyim, dedim. Rasûl-i Ekrem devam etti:

~Senin dinine göre bu sana helal değildir!

Rasûl-i Ekrem durmadan bana bende olanları söylüyor, ben de ona tevazu gösteriyordum. Sonunda bana:

~Dikkat et! Kesinlikle ben seni müslümanlıktan alıkoyanı biliyorum. Sen düşünüyorsun ki halkın zayıfları, kuvvetsizleri Muhammed’e tâbi olmuşlar, Araplar onu terk etmişler! Sen el-Hire’yi (Kûfe’nin yakınında bir yerdi ve Kisra’nın da merkeziydi) biliyor musun?” dedi. Ben de cevap olarak:

~Görmedim, fakat işittim” dedim. Rasûl-i Ekrem:

“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu iş tamamlanacaktır. Öyle ki kadın tek başına Hire’den çıkıp hiç kimsenin koruması söz konusu olmadan gelip Kâbe’yi tavaf edecektir. Allah’a yemin ederim, Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri müslümanlarca fethedilecektir” dedi. Adiy diyor ki:

~Ben sordum: “Hürmüz’ün oğlu Kisra mı?” Rasûl-i Ekrem:

~Evet, Hürmüz’ün oğlu Kisra! buyurdu ve devam etti:

~Allah’a yemin ederim ki mal o kadar çok olacaktır ki hiç kimse artık mal kabul etmeyecektir.

Adiy bin Hatim devamla şöyle anlatır:

“Allah Rasûlü’nün akıncıları geldi. Ben de o zaman “Akreb” denilen bir yerde bulunuyordum. Esir edilenler arasında halam da vardı. Başka insanlar da esir edilerek götürülmüştü. Esirler Allah Rasûlü’ne geldiklerinde peygamberin teftişi için saf haline dizildiler. Aralarında bulunan halam, Rasûl-i Ekrem’e hitaben:

~Ey Allah’ın Rasûlü! Yardımcı uzaktır, çocuk yoktur. Bense yaşlı bir kadınım. Herhangi bir hizmette bulunamam. Allah seni bağışlasın, beni bağışla” dedi. Rasûl-i Ekrem:

~Yardımcın kimdir?” dedi. Halam:

~Hatim’in oğlu Adiy’dir” dedi. Rasûl-i Ekrem:

~Allah ve Rasûlü’nden kaçan Adiy mi? diye sorunca halam, Rasûlullah’a hitaben:

~Beni bağışla, dedi. Rasûl-i Ekrem halamı geçtikten sonra peygamberin yanında bulunan bir kişi ~zannedersem Hz. Ali idi~ halama:

~Rasûl-i Ekrem’den bir binek iste, dedi. Halam da Rasûl-i Ekrem’den bir binek istedi ve Rasûlullah da ona bir binek verilmesini emretti.

Adiy diyor ki: Halam bana gelerek:

~Babanın yapmadığı bir işi sen yaptın. Haydi, Rasûlullah’a ya isteyerek veya korkarak git! Falan adam Rasûlullah’a geldi, ondan iyilik gördü, falan adam geldi ondan iyilik gördü, dedi. Adiy diyor ki: “Rasûlullah’a vardım, baktım yanında bir kadınla birkaç (veya bir çocuk) bulunuyordu. Anladım ki o ne Kisra’dır, ne de Kayser’dir. Rasûl-i Ekrem:

~Ey Hatim’in oğlu Adiy! Seni kaçıran nedir? ‘Lâ ilahe illallah’ demek mi seni kaçırttı? Acaba Allah’tan başka mabud var mıdır? Seni kaçıran nedir? ‘Allâhu Ekber’ demek mi seni kaçırttı? Acaba Allah’tan daha yüce bir şey var mıdır? dedi. Adiy diyor ki:

“Ben müslüman oldum, baktım ki Rasûl-i Ekrem’in yüzü güldü ve: ‘Allah’ın gazabına uğrayanlar Yahudiler, sapıtanlar ise Hıristiyanlardır!’ dedi…”

2) Hz. Peygamber’in Ebu Kuhafe’yi İslâm’a Davet Etmesi

Fetih günü Rasûl-i Ekrem, Ebu Kuhafe’ye “Müslüman ol, kurtul!” dedi. Rasûl-ü Ekrem Mekke’ye girdiğinde, oradaki problemleri hallettikten sonra mescitde oturdu. Hz. Ebu Bekir, babası Ebu Kuhafe’yi Rasûl-i Ekrem’e getirdi. Hz. Peygamber, Ebu Kuhafe’yi görünce:

~Ey Ebu Bekir! Niçin ihtiyarı bırakmadın, ben onun yanına giderdim? dedi. Hz. Ebubekir:

~Ey Allah’ın Rasûlü! Onun senin yanına gelmesi, senin onun yanına gitmenden daha müstahaktır, dedi. Rasûl-i Ekrem Ebu Kuhafe’yi önünde oturttu ve mübarek elini Ebu Kuhafe’nin kalbi üzerine koyarak şöyle buyurdu:

~Ey Ebu Kuhafe! Müslüman ol, kurtul!” Ebu Kuhafe müslüman oldu ve hak şehadeti getirdi…

3) Hz. Peygamber’in İmran’ın Babası Husayn’ı İslâm’a Davet Etmesi  

Kureyşliler çok tazim ettikleri, büyük bir kimse saydıkları Husayn’a geldiler ve:

~Bizim için şu kişi ile (Rasûl-ü Ekrem’i kastediyorlar) konuş. Zira bu kişi bizim mabutlarımıza sövüyor, dediler. Böylece Kureyşliler, Husayn ile beraber geldiler. Rasûlullah’ın kapısına yakın bir yerde oturdular. Rasûl-ü Ekrem, içeri giren Husayn için:

~Bu zata yer açınız! dedi. Husayn ve arkadaşları kalabalıktı. Husayn Rasûl-ü Ekrem’e hitaben:

~ Senden kulağımıza gelen bu iş nedir? Sen bizim mabutlarımıza küfrediyorsun. Onları daima kötülükle anıyorsun. Hâlbuki senin baban akıllı ve atalarının dinine ve inançlarına saygılıydı. Hayırlı bir insandı, dedi. Rasûl-ü Ekrem:

~Ey Husayn! Benim babam da senin baban da ateştedir. Ey Husayn! Sen kaç mabuda tapmaktasın?” buyurdu. Husayn, Rasûl-ü Ekrem’e:

~Yeryüzünde yedi, gökte de bir olmak üzere (sekiz mabuda tapıyorum), dedi. Rasûl-ü Ekrem:

~Sana bir zarar dokunduğunda kime dua ediyorsun, diye sordu. Husayn:

~Gökteki mabuda dua ediyorum, diye cevap verdi. Rasûl-ü Ekrem:

~Malın helâk olduğu zaman kime dua ediyorsun? dedi. Husayn yine:

~Gökteki mabuda dua ediyorum, dedi. Rasûl-ü Ekrem:

~Gökteki mabud tek başına sana icabet ediyor, yardımda bulunuyor ve sen yerdeki bâtıl mabutları O’na ortak koşuyorsun. Acaba şükür hususunda sen gökteki mabudu razı ettin mi veya seni mağlup etmesinden korkmuyor musun? dedi. Husayn:

~Bunların ikisini de yapmamıştır onlar, dedi ve ilave etti: “Biliyordum ki ben Muhammed gibisiyle konuşamam” Rasûl-ü Ekrem:

~Ey Husayn! Müslüman ol, selamet bulasın! dedi. Husayn:

~Benim kavmim ve aşiretim vardır. Onlara ne diyeceğim? diye sordu. Rasûl-ü Ekrem:

~De ki: Ey Allah’ım! İşimin en doğrusu için senden hidayet isterim. Bana fayda verecek ilmimi artır!

Husayn, Rasûlullah’ın bu duasını okudu ve müslüman olduktan sonra Rasûlullah’ın huzurundan ayrıldı. Husayn, müslüman olunca oğlu İmran babasının başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Rasûl-ü Ekrem bu manzarayı görünce ağladı ve şöyle buyurdu: “İmran’ın yaptıklarına ağlıyorum. Husayn içeri girdiğinde kâfirdi. İmran ona ayağa kalkmadı. Onun tarafına bakmadı bile! Fakat müslüman olunca babalık hakkını yerine getirdi. İşte bundan dolayı kalbime rikkat ve şefkat geldi.”

Husayn, Rasûlullah’ın huzurundan ayrılmak istediğinde Rasûl-ü Ekrem arkadaşlarına: “Kalkın, onu evine kadar götürün!” dedi. Husayn kapıdan çıktığında Kureyşliler onu gördüler, “Bu müslüman olmuş!” dediler ve herkes bir tarafa dağılıp gitti…

4) Hz. Peygamber’in Tufeyl b. Amr’ı İslam’a Davet Etmesi

Tufeyl b. Amr Peygamberliğin 11. yılında Mekke’ye geldi. Mekkeliler O’nu karşılayarak Peygamber’e karşı uyardılar. O da Mescid-i Haram’a girmeden önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den bir şeyler duymamak için kulaklarını tıkadı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kâbe’de durmuş namaz kılıyordu. Tufeyl b. Amr’ın kulağına Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem’in okuduğu ayetlerden bir şeyler ulaştı. Duyduğu şeyler hoşuna gitmişti. Sonra kendi kendine: “Ben seçkin bir şairim, iyiyi-kötüyü birbirinden ayırt edebilecek bir durumdayım. Niye bu adamı dinleyip de, eğer iyi söylüyorsa kabul, kötü söylüyorsa reddetmiyorum” dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dönüp evine giderken O da O’nu takip edip evine girdi. Hikâyesini anlatıp, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den kendisine İslam’ı anlatmasını istedi. O da kendisine İslam’ı anlatıp bazı Kur’an ayetlerini okudu. Bunun üzerine Tufeyl şöyle dedi: “Allah’a Yemin ederim ki, ben ne bundan daha güzel bir söz işittim, ne de bundan daha adaletli bir iş duydum; işte Müslüman oldum!” Tufeyl radıyallâhu anh sonra şehadet kelimesini söyleyerek İslam’ını gerçekleştirdi…

5) Hz. Peygamber’in Zu’l-Cevşen ed-Dababî’yi İslâm’a Davet Etmesi

Zu’l-Cevşen şöyle anlatır: Rasûl-i Ekrem, Bedir savaşından geldikten sonra ona “el-Karha” isimli kısrağın yavrusu olan bir at getirdim ve dedim ki:

~Sana Karha’nın yavrusunu getirdim ki onu binek edinesin. Rasûl-i Ekrem:

~ Ona ihtiyacım yok! Eğer Bedir zırhlarından en seçkinini onunla değiştirmemi istiyorsan bunu yaparım, dedi. Dedim ki:

~ Bugün onu herhangi bir silahla veya herhangi bir güzel atla değiştirmek istemiyorum. Rasûl-i Ekrem:

~ O halde ona ihtiyacım yok, dedi ve sonra:

~ Ey Zü’l-Cevşen! Niçin müslüman olmuyorsun? Bu işin ilk ehlinden olursun, buyurdu. Ben:

~ Hayır, müslüman olmam, dedim. Rasûl-i Ekrem:

~ Niçin, diye sorunca dedim ki:

~ Kavmini gördüm, hepsi senin aleyhindedir. Rasûl-i Ekrem:

~ Onların Bedir’de uğradıkları şeyler senin kulağına nasıl geldi? diye sordu. Dedim ki:

~ Bu benim kulağıma geldi. Rasûl-i Ekrem:

~ O halde biz sana açıklıyoruz, dedi. Ben:

~Eğer sen Kâbe’ye galip gelir, orayı mesken edinirsen o zaman ben de gelirim, dedim. Rasûl-i Ekrem:

~Yaşarsan onu görürsün!, dedi ve sonra: “Ey Bilal! Bu kişinin heybesini al, hurmadan ona da ver!” dedi. Ben Rasûlullah’ın huzurundan ayrılırken arkadaşlarına: “İyi bilin ki bu kişi, Beni Amir süvarilerinin en iyisidir” dedi. Zu’l-Cevşen sözlerine şöyle devam eder:

“Allah’a yemin olsun ki ben “el-Ğur” denilen yerde aile efradımın yanında iken bir süvari geldi. “Halk ne yaptı?” diye sorduğumda dedi ki: “Muhammed Kâbe’ye galip geldi ve Kâbe’yi aldı.” Kendi kendime: “Annem matemimi tutsun. Eğer o gün müslüman olsaydım ve Rasûlullah’tan “el-Hire”yi isteseydim Rasûl-i Ekrem bana orayı verirdi” dedim…

6) Çocuklarının Amr b. Cemuh’u İslam’a Davet Etmeleri

Amr b. Cemûh Câhiliyye’de Yesrîb’in ileri gelenlerinden, Seleme oğullarının efendilerinden, Medine cömertlerinden ve karakter sahibi kişilerden birisi idi...

Câhiliyye devrinde soylu kişilerin, evlerinde put bulundurma âdeti vardı. Bunu, her sabah ve akşam o puttan uğur dilemek, törenlerde kurban kesmek ve felâket anlarında ona sığınmak için yaparlardı.

Amr’ın putunun adı “Menât” idi. Onu iyi bir ağaçtan yapmıştı. Ona saygıda hiç kusur etmezdi. Ona en güzel kokuları sürmeyi de ihmal etmezdi.

İman ışıkları, İslâm’ın ilk davetçisi Mus’ab İbnu Umeyr’in aracılı­ğıyla, tek tek Yesrib’in evlerini kaplamaya başladığında, Amr b. Cemûh altmış yaşını geçmişti.

Mus’ab vasıtasıyla, Amr’ın oğullan Muavvez, Muaz, Hallâd ve Muaz b. Cebel adındaki arkadaşları imana gelmişti.

Oğullarıyla birlikte anneleri Hind de iman etmişti. Amr ise, on­ların iman ettiklerinden habersizdi.

Amr’ın karısı Hind, Yesrib’te İslâm'ın yayıldığını, soylu kişiler ara­sında sadece kocasının ve onunla birlikte birkaç kişinin müşrik olarak kaldığını gördü.

Hâlbuki o, kocasını sevip sayıyor ve onun kâfir olarak ölüp cehennem’e gitmesinden korkuyordu.

Bu arada, Amr da çocuklarının; atalarının dininden dönmelerinden az zamanda birçok kişiyi dininden çevirip Muhammed’in dinine sok­mayı başaran şu davetçi Mus’ab b. Umeyr’e inanmalarından korku­yordu. Karısına dedi ki:

~ Hind! Çocukları, sakın bu adamla (Mus’ab b. Umeyr’le) gö­rüştürme! Hind:

~ Olur, ama bu adamın anlattığı şeyleri oğlun Muâz’dan duymak istemez misin? dedi. Amr:

~ Vay be... Haberim yokken, Muaz da mı dininden çıktı? dedi. Kadın, ihtiyardan korkup:

~ Hayır, ama bu davetçinin bazı toplantılarında bulunmuş ve söylediklerinden bazılarını bellemiş, dedi. Amr:

~ Onu benim yanıma çağır, dedi. Çocuk karşısına geldiğinde:

~ Bu adamın söylediklerinden biraz anlat, dedi. Çocuk:

~ Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla… Hamd âlemlerin Rabbi, merhametli olan merhamet eden ve Din Günü’nün sahibi olan Allah’a mahsustur. (Allah’ım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız Senden yar­dım dileriz. Bizi dosdoğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğ­ramayanların, sapmayanların yoluna eriştir, dedi.

Amr:

~ Bu söz ne kadar şahane, ne güzel! Bütün sözleri böyle mi? dedi. Muâz:

~ Hepsi de birbirinden güzel, babacığım! Sen de ona biat eder misin? Halkın tamamı ona biat etti, dedi. İhtiyar biraz sustuktan son­ra şöyle dedi:

~ Menat’a danışmadıkça bir şey yapmam. O ne derse öyle ya­pacağım. Genç de ona:

~ Babacığım! “Menât” konuşamaz ki. Onun dili ve aklı yoktur. O sadece bir ağaç, dedi. İhtiyar hiddetle:

~ Sana söyledim, ona danışmadan hiçbir şeyden vazgeçmem, dedi.

Kalkıp “Menât”ın yanına geldi. Onunla konuşmak istedikleri za­man arkasına ihtiyar bir kadın geçer,  sözde putun aklına getirdik­lerini onun adına cevaplandırırdı. Uzun boyuyla putun huzurunda durup sağlam ayağına dayandı. Çünkü öbür ayağı tamamen topaldı. Ona güzel övgülerde bulundu ve dedi ki:

“Ey Menât! Şüphesiz, Mekke’den gelen bu davetçinin senden baş­ka hiç kimseye kötülük etmek istemediğini ve sadece bizi sana ibadet­ten alıkoymak için geldiğini öğrenmişsindir... Ben dinlediğim bazı gü­zel sözlerine rağmen seninle görüşmeden ona biat etmek iste­medim. Bana yol göster.” “Menât” ona hiç cevap vermedi. Amr: “Galiba, sen kızgınsın... Ama seni kızdıracak bir şey yapmadım ki... Zararı yok, öfken yatışıncaya kadar, seni birkaç gün rahat bı­rakacağım” dedi.

Amr b. Cemûh’un çocukları, babalarının, putu olan “Menât”ı ne ka­dar sevdiğini ve zamanla nasıl onun bir parçası haline geldiğini biliyor­lardı. Put sevgisini onun içinden atabileceklerinin de farkındaydılar.

Böyle bir şeyi gerçekleştirirlerse, bu onun iman etmesi demekti.

Geceleyin, Amr b. Cemûh’un oğulları, arkadaşları Muaz b. Cebel’le birlikte putu yerinden aldılar. Seleme oğullarının helâ çukurla­rından birine götürüp attılar. Hiç kimseye görünmeden geri evlerine döndüler. Sabah olunca Amr, saygıda bulunmak için sessizce putuna gitti. Fakat onu bulamayıp dedi ki:

~ Yazıklar olsun size, bu gece tanrımızı kim çaldı? Kimse ce­vap vermedi. Bağıra bağıra ve tehditler savurarak, evin içinde ve dı­şında putu aramaya başladı. En sonunda onu, çukurun içinde baş aşa­ğı gelmiş olarak buldu. Onu temizleyip, güzel kokular sürdü ve eski yerine koydu. Ona şöyle dedi:

~Eğer bunu yapanı bilseydim, onu perişan ederdim!

Ertesi gece, gençler yine “Menât”ı çalıp, aynen bir gün önceki gibi yaptılar. Sabah olunca, ihtiyar yine onu aradı ve pisliklere bulaşmış olarak buldu. Alıp, temizledi, güzel kokular sürdü ve yerine koydu.

Gençler her gün böyle yapıyorlardı. Amr’ın sabrı taşıp, yatmadan önce puta gitti ve kılıcını onun boynuna taktı. Dedi ki:

~ Ey Menât! Bunları sana kimin yaptığını bilmiyorum. Eğer sen­de hayır varsa, işte kılıç. Kötülüğü kendinden koru. Daha sonra yata­ğına girdi.

Gençler ihtiyarın derin uykuya daldığını anlayınca, puta koşup boynundan kılıcı aldılar. Evin dışına götürdüler ve iple ölü bir köpeğe bağladılar. İkisini Seleme oğullarının lâğımlarının akıp toplandığı ku­yuya attılar.

İhtiyar uyanıp putu bulamayınca, başladı aramaya. Yine kuyuda yüz üstü gelmiş ölü bir köpeğe bağlı ve boynundan kılıç alınmış bir vaziyette buldu. Bu defa, onu çukurdan çıkarmadı. Orada bıraktı ve şöyle dedi:

~ Vallahi, sen ilah olsaydın, bir kuyunun ortasında köpeğe bağ­lı olmazdın.

Çok geçmedi, Allah’ın dinine girdi.

Amr, müşrik olarak geçirdiği her dakika için büyük pişmanlık du­yarak imanın tadına vardı. Her şeyiyle yeni dine sarıldı. Canını, ma­lını ve çocuğunu, Allah ve Rasûlu’nün hizmetine verdi.

Bir müddet sonra, Uhud savaşı oldu. Amr, üç oğlunun Allah’ın düşmanlarıyla karşılaşmak için hazırlandıklarını gördü. Onlar aslanlar gibi gidip gelip duruyorlardı. Şehitlik mertebesine kavuşmak ve Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla yerinde duramıyorlardı. Bu durum onu da heyecana getirdi. Onlarla birlikte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sancağı altında cihada gitmeye karar verdi.

Fakat gençler, babalarını verdiği karardan vazgeçirmek için anlaş­tılar...

O çok yaşlıydı, ayrıca tamamen topaldı. Azîz ve Celîl olan Allah (c.c.) onu özürlü saymıştı.

Oğulları dedi ki:

~ Şüphesiz Allah seni özürlü saymıştır. Niye Allah’ın senden istediğini kendine yüklüyorsun?

İhtiyar onların bu konuşmasına çok öfkelendi. Şikâyet etmek üzere Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gitti ve şöyle dedi:

~ Ey Allah’ın Rasûlu! Şu benim oğullarım, topal olduğumu baha­ne ederek, beni bu hayırlı işten alıkoymak istiyorlar. Vallahi, ben bu topallığımla cennete gitmek istiyorum.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oğullarına:

~ Ona engel olmayın. Herhalde Allah ona şehitlik verecek, dedi.

Çocuklar Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in emrine boyun eğerek, ona engel olmaktan vazgeçtiler.

Ordunun hareket vakti yaklaşınca, Amr karısına bir daha hiç dönmeyecek kişi gibi veda etti... Kıbleye yönelip, ellerini semaya kaldırdı ve şöyle dua etti:

~ Allah’ım! Bana şehitlik ver. Beni, şehitliği kaybetmiş olarak ailemin yanına döndürme.

Üç oğlu ve Seleme oğullarından kalabalık bir toplulukla yola ko­yuldu.

Savaş kızışıp, herkes Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanından ayrılınca, Amr’ın en önde gittiği ve sağlam ayağının üzerinde zıpladığı görüldü. Bu arada şöyle dediği de işitiliyordu:

~ Ben cenneti istiyorum, ben cenneti istiyorum... Oğlu Hallâd da arkasındaydı.

İhtiyar ve onun genç oğlu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i korumak için dö­vüşüyorlardı. Sonunda, birkaç dakika arayla her ikisi de şehit oldular.

Savaş bitince, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, gömmek için Uhud şehitlerinin yanına gitti. Ashabına dedi ki:

~ Ben onların şahidi olacağım. Sonra da şöyle buyurdu:

~ Allah yolunda yaralanan bir müslüman, Kıyamet günü mutlaka kanı akarak gelir. Kanının rengi safran rengi gibidir. Kokusu da misk kokusu gibidir.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayrıca buyurmuştur ki:

~ Amr b. Cemüh’u Abdullah b. Amr’la birlikte gömünüz. Onlar, dünyada birbirlerini seven iki samimi dost idiler.

Allah, Amr b. Cemûh ve Uhud’da şehîd düşen arkadaşların­dan hoşnut olsun. Nur içinde yatsınlar.

7) Musab b. Umeyr’in Useyd b. Hudayr’ı İslam’a Davet Etmesi

Mekkeli genç Mus’ab b. Umeyr, İslâm tarihinin tanıdığı ilk da­vet heyeti içinde Yesrîb’e gelmişti. O, Hazreç eşrafından Es’ad b. Zurare’ye misafir olmuştu. Ora­da kalıp davet görevine de devam ediyordu.

Yesripliler genç davetçi Mus’âb b. Umeyr’în sohbetlerine bü­yük ilgi göstermeye başlamışlardı.

Tatlı dili, açık sözlülüğü, yumuşak başlılığı ve güzel yüzündeki iman parıltısı onları kendisine bağlıyordu.

Bütün bunların, üstünde başka bir şey onları kendisine çekiyordu. İşte bu; coşturucu, yumuşak sesiyle ve tatlı büyüleyici vurgularıyla bazı ayetlerini onlara okuduğu Kur’ân’dı. Böylece katı kalpleri yumuşa­tıyor, akmayan gözyaşlarını coşturuyordu. Onun sohbetlerinde bulu­nanlar mutlaka İslâm’a girmiş ve iman bölüklerine katılmış olarak kalkarlardı.

Bir gün, Es’âd b. Zurare, Abdu’l-Eşhel oğullarından bir gurupla görüşmek ve onlara İslâm’ı anlatmak üzere davetçi misafiri Mus’âb b. Umeyr’le birlikte dışarı çıkmıştı. Abdu’l-Eşhel Oğulları’nın bahçe­lerinden birine girdiler ve hurma ağaçlarının gölgesi altındaki tatlı suyu bulunan bir kuyunun yanına oturdular.

Daha önce müslüman olmuş bir grupla, onu dinlemek isteyen baş­ka bir grup Musab’ın başına toplanmıştı. O da hemen onu dinlemek isteyen ve konuşmasının güzelliğine kapılmış insanlara davet görevini yapmaya başlamıştı.

Birisi, Evs kabilesinin ileri gelenlerinden olan Useyd b. Hudayr’la Sa’d b. Muaz’a gelip Mekkeli davetçinin onların evlerine ya­kın bir yerde konakladığını ve ona bu cesareti verenin de Es’ad b. Zurare olduğunu bildirdi.

Sa’d b. Muaz, Useyd b. Hudayr’a şöyle dedi:

~Bizim zayıf olanlarımızı İslâm’a girmeye teşvik etmek ve tanrı­larımıza sövmek için evlerimize kadar gelen bu Mekkeli delikanlıya git, yaptıklarından vazgeçir ve bugünden sonra bizim yurdumuza ayak bas­mamasını söyle.

Sonra şunu da ilave etti:

~ Eğer o, teyze oğlum Esad b. Zarure’nin misafiri olmasaydı ve onun himayesinde hareket etmeseydi, ben ona yapacağımı bilirdim.

Useyd mızrağını alıp bahçeye gitti. Es’ad b. Zurare onun geldiğini görünce Musab’a şöyle dedi:

~ Mus’ab! Bu gelen kavminin efendisi, en akıllı ve en olgun kişisi Useyd b. Hudayr’dır.

Eğer o müslüman olursa, birçok kişi İslâm’a girer, Allah için ona iyi davran. 

Useyd b. Hudayr gelip topluluğun yanında durdu ve Musab’la arkadaşına dönüp şöyle dedi:

~ Niçin bizim yurdumuza geldiniz ve niçin bizim zayıf kimse­lerimizle uğraşıyorsunuz? Eğer sağ kalmak istiyorsanız derhal burayı terk ediniz!

Mus’ab, imanın nuru parlayan yüzüyle Useyd’e döndü, düzgün ve büyüleyici lehçesiyle şöyle konuştu:

~ Ey kavminin efendisi olan kişi! Sen bundan daha iyi bir şey yapmak ister misin?

~Nedir o?

~Yanımıza otur ve bizi dinle. Eğer söylediklerimizi beğenirsen, bizi kabul edersin. Şayet beğenmezsen bir daha dönmemek üzere bu­radan ayrılırız.

Peki, tamam, doğru söyledin, deyip mızrağını yere dikti ve oturdu.

Mus’ab ona, İslâm'ı anlatmaya ve bazı Kur’ân ayetlerini okumaya başladı. Useyd’in yüzünün asıklığı gidip neşesi yerine gelmişti. Şöyle konuştu:

~ Söylediğin bu şeyler ne kadar güzel, okudukların ise ne ka­dar yüce! Müslüman olmak istediğinizde siz ne yaparsınız? Mus’ab şu cevabı verdi:

~ Boy abdesti alıp elbiselerini temizlersin. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet eder ve iki rekât namaz kılarsın...

Useyd kalkıp kuyunun başına gitti ve suyu ile temizlendi. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in onun kulu ve elçisi ol­duğuna şehadet getirdi ve iki rekât namaz kıldı.

İşte o gün İslâm birliklerine beğenilen Arap süvarilerinden ve Evs’in sayılı efendilerinden birisi daha katılmış oldu.

Akıllılığı, asilzadeliği, kılıç ve kalem erbabından olması sebebiyle kavmi ona kâmil (olgun) lâkabını vermişti. Çünkü o binicilik ve atıcı­lığının yanında okuyup yazanların ender bulunduğu bir toplumda oku­ma yazma bilen birisiydi.

Onun İslâm’a girmesi Sa’d b. Muaz’ın da müslüman olmasına, o ikisinin müslüman olmaları Evs, kabilesine mensup birçok kişinin müslüman olmalarına sebep oldu. Allah ondan razı olsun…

 

Faruk Furkan

Okunma Sayısı:3397
İlginizi Çekebilir...DAVETTE METODUN ÖNEMİ