“(İşte) Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.” (İbrahim, 25)

İRTİDAT NEDİR, KİME MÜRTED DENİR?

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

Riddetin Tanımı: Riddet; bir şeyin kendisini değiştirmek veya bir halden bir hale çevirmek demektir. İrtidât ise, bir şeyi bırakıp başka bir şeye dönüş yapmak demektir. Riddet ve irtidât kelimesi arasında latîf bir fark vardır. “Riddet” denilince bundan sadece küfre geri dönmek manası anlaşılır. “İrtidât” kelimesi ise bu anlamda kullanıldığı gibi, bunun haricindeki manalarda da kullanılır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ey kavmim, gerisin geriye dönmeyin.” (Maide, 21)

Riddet ve irtidât kavramları ıstılahta ise; gerek niyet, gerek küfre götüren bir fiil ile ya da bir sözle –ister bu sözü alay ederek, ister inat ederek, isterse inanarak söylesin fark etmez– İslam dininden çıkıp küfre dönmek manasına gelmektedir.[1]

Kişi, İslam’ı nakzeden/hükümsüz kılan hususlardan birisini işlediği takdirde riddet ortaya çıkar. Bunlar da pek çok olmakla birlikte hepsi dört kısımda toplanabilir.

1- Söz ile İrtidat: Allah Teâlâ’ya, Rasûllere, meleklere veya kitaplara sövmek ya da şeriatı küçük düşürücü cümleler kurmak bu kabildendir.

2- Fiil ile irtidat: Allah Teâlâ’dan başkasına secde etmek, ondan başkası için kurban kesmek, kasten Mushaf’ı tahkir etmek, sihir yapmak, onu öğrenmek ve öğretmek. Allah’ın indirdiklerine alternatif hükümler koymak ve benzeri durumlar bu kısma girer.

3- İtikad ile irtidat: Allah ile beraber bir ilâhın varlığına inanmak, haram şeylerden herhangi birisinin mubah veya mubah şeylerden herhangi birisinin haram olduğunu itikat etmek, dinden kesin olarak bilinen ve farz olduğu hususunda üzerinde icma‘ bulunan bir şeyin farziyetine inanmamak gibi şeyler de bu kısma dâhildir.

4- Şek ve Şüphe İle İrtidat: Allah’ın varlığından, birliğinden, Kur’an’ın Allah tarafından gönderildiğinden, İslam’ın hükümlerinden ve buna benzer bir takım inanç esaslarının doğruluğundan şüphe etmek ve tereddüte kapılmak gibi inançlar bu kısımda mütalaa edilir.

İslam’da riddet terimi kullanıldığı zaman ondan ancak “dinden çıkaran büyük küfür” kastedilir. Küfür ve şirkte olduğu gibi riddette küçük–büyük yani dinden çıkaran ve dinden çıkarmayan gibi bir taksim yoktur. Riddetin tamamı sahibini dinden çıkarır.[2]

Bununla beraber riddet, “mücerret” ve “ğaliza” diye iki kısma ayrılır.

a) Riddet-i Mücerrede: Bu, içerisinde İslam’a savaş açma, peygambere sövme, Müslümanlarla harp etme gibi davranışların bulunmadığı yalın dinden çıkışı ifade eder. Bu şekilde dinden çıkan birisine istitâbe/tevbe istemek uygulamak sünnettir. Şartlar dâhilinde istitabe uygulandıktan sonra tevbe ederse bırakılır, aksi halde öldürülür. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Dinini değiştireni öldürün.” [3]

b) Riddet-i Ğaliza: Bu, dinden çıkmanın yanı sıra buna bir de Müslümanlarla savaşın, onları öldürmenin, Peygambere sövmenin eklendiği riddet şeklidir. Böylesi bir kimse ele geçirildikten sonra tevbeye davet edilmeksizin öldürülür. Riddet-i mücerrede ile dinden çıkan birisine uygulanan muamele buna uygulanmaz. Sünnetin ve Selef-i Salihîn’in uygulaması hep bu şekildedir.

Enes b. Malik’ten rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başında miğferi olduğu halde Mekke’ye girdi. Miğferini başından çıkardığında bir adam O’na gelerek: “İbn-u Hatal, tevbe ederek ve (sizden) eman dileyerek Kâbe’nin örtülerine sarılmıştır” dedi. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Onu öldürün” buyurdu.[4]

Hadiste açıkça görüldüğü üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, İbn-u Hatal’a istitâbe uygulamamış, eline geçirdiğinden dolayı Kâbe’nin örtüsüne sarılmış olmasına rağmen onu öldürmüştür. Bunun nedeni ise; İbn-u Hatal’ın dinden çıkmasına bir de peygambere sövmeyi, dine hakaret etmeyi ve Müslümanlarla savaşmayı eklemiş olmasıdır. Eğer o dinden çıktıktan sonra böylesi şeyler yapmasaydı, diğer hadislerin işaret ettiğine göre hemen öldürülmez ve tevbe etmeye davet edilirdi. Ama o Peygamber’e sövmesi ve İslam’a savaş ilan etmesi nedeni ile böyle bir muamele ile karşı karşıya kaldı. İbn-i Teymiyye der ki:

“Mücerred bir şekilde dinden çıkan kimse tevbe (ye çağrılır), etmemesi halinde öldürülür. Riddet-i ğaliza ile dinden çıkan birisi ise tevbeye çağrılmaksızın öldürülür; ikisi arasında fark vardır.”[5]

Riddet-i ğaliza ile dinden çıkan birisi şayet ele geçirilmeden önce tevbe ederse tercih edilen görüşe göre tevbesi kabul edilir.[6]

İrtidâtın Sabit Oluşundan Sonraki Hükümler  

İslam Hukuku’nda bir kişinin irtidât ettiği mahkeme yolu ile sabit olduğu takdirde, onun mürtet olduğuna dair verilen hüküm sonucunda çeşitli hükümler söz konusu olur:

1- Tevbe etmesini istemenin vücubu. Yani eğer tevbesi kabul edilen kimselerden ise, tekrar İslam’a dönmesi ve irtidatından vazgeçmesi için davet edilmesi. Bunun süresi de üç gündür. Eğer tevbe edip, irtidâtdan dönerse onun tevbesi kabul edilir.

2- İrtidât etmekte ısrar ettiği takdirde öldürülür. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dinini değiştireni öldürünüz” buyurmuştur.

3- Malı üzerine hacr (tasarrufunun kısıtlanması) konulur. Bu kısıtlılık tevbe etmesinin isteneceği süre boyuncadır. Bu süre zarfında malında tasarrufta bulunamaz. Eğer tevbe ederse malı ona geri verilir. Aksi takdirde onun malı Müslümanların beytü’l-mal’ı için bir fey’dir.

4- Hanımı ile arasında ayrılık meydana gelir. Eğer zevcesi Müslüman kalmaya devam ediyorsa, mürtet olduktan sonra hanımından hiçbir şey ona helal değildir. Kadının iddeti bitmeden önce Allah Teâlâ’ya tevbe etmesi hali müstesna…

5- Onunla Müslüman akrabaları arasında mirasçılığın kesilmesi. Ne o onlara, ne onlar ona mirasçı olabilir. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Müslüman da kâfire mirasçı olmaz, kâfir de Müslümana mirasçı olamaz!” buyurmuştur.

6- Mürtet öldükten sonra gasledilmez/yıkanmaz, kefenlenmez, cenaze namazı kılınmaz ve Müslümanların kabristanına kesinlikle defnedilmez.

7- Eğer mürtet olarak ölürse ebediyen cehennemde kalacağına hüküm verilir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Artık içinizden her kim dininden irtidât eder de kâfir olarak ölürse işte böylelerinin bütün amelleri dünyada da, ahirette de heder olup gider. Onlar ateşliktirler, onlar orada kalıcıdırlar.” (Bakara, 217)[7]

İrtidatın subûtundan sonra câri olan ahkâm, kitabın ilerleyen sayfalarında daha etraflıca ele alınacaktır. Bu nedenle burada bu bilgilerle yetindik. 

 

 

Faruk Furkan

 


[1] Bkz.” el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhu”, 7/501.

[2] Bkz. “Kava‘id fi’t Tekfir”, sf. 31.

[3] Buhârî, 3017.

[4] Buhârî, 3044.

[5] “Mecmuu’l-Fetâvâ”, 20/103.

[6] “Kava‘id fi’t-Tekfir”, sf. 32. Bu hüküm Kur’an’ın delaletinden çıkarılmıştır. Bkz. Maide Suresi, 34.

[7] Bkz. “Pratik Akait Dersleri”, sf. 137.

Okunma Sayısı:1064