“O size istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah’ın nimet(ler)ini saymaya kalksanız sayamazsınız. Kuşkusuz insan çok zalim, çok nankördür!” (İbrahim, 34)

NİFAK NEDİR, KİME MÜNAFIK DENİR?

 

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

  

 

a) Nifakın Tanımı

Nifak kelimesi sözlükte “tarla faresinin (köstebek) deliğine girip–çıkması ve yeraltındaki gizli yolun bir ucundan diğer ucuna geçmesi” anlamına gelir. Münafık bir kimse de, İslam’ın bir tarafından girip diğer tarafından çıktığı için köstebeğe benzetilerek bu adla adlandırılmıştır. Istılahta ise “kalbinde küfür olduğu halde dışa İslam görüntüsü vermek” manasındadır. Ya da kalben kâfir olmasına rağmen görünüşte iman ediyormuş gibi gözükmek demektir. Böyle birisine “münafık” ismi kullanılır.

Nifak kelimesi Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresi 77 ve 97. ayetlerde {نفاقاً} şeklinde iki kez, 101. ayette de {النّفاق} şeklinde bir kez olmak üzere toplam üç kez geçmektedir. Çekimli fiil olarak iki, “Münafık” şeklinde de yirmi yedi kez geçmektedir.

Kur’an terminolojisinde münafık keli­mesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. İlki halis münafıklar olup, bunlar “Aslında inanmadıkları halde Allah'a ve âhiret gü­nüne iman ettik” (Bakara, 8) derler. İkincisi zihin karışıklığı, ruh bozukluğu ve­ya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde boca­layan, imandan çok küfre yakın olan, çifte şahsiyetli insanlardır.

“Doğrusu iman edip sonra küfre düşenleri, sonra iman edip tekrar küfre düşenleri, sonra da küfürlerini artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.” (Nisa, 137)

“Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla, canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah muttakileri bilir. Ancak Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.” (Tevbe, 44, 45)

Bazı âyetlerde “münafıklar” ve “kalplerin­de hastalık bulunanlar” diye ikili ifade tar­zının yer alması da bu farklılığı göstermek­tedir.

“İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık bulunanlar ‘Müslümanları dinleri aldattı’ diyorlardı; oysa kim Allah‘a güvenirse bilmelidir ki Allah güçlüdür, hakîmdir.” (Enfal, 49)

“İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar: ‘Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaatlerde bulundular’ diyorlardı.” (Ahzab, 12)

Halis münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraf­tarlarıyla baş başa kaldıkları zaman mü­minlerle alay ettiklerini söylerler.

“Müminlerle karşılaştıkları zaman, ‘Bizde iman ettik’ derler, elebaşlarıyla baş başa kaldıklarında, ‘Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz’ derler.” (Bakara, 14)

Diğerleri ise Resûl-i Ekrem’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli iş­lerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih et­mekte, fakat başlarına bir felâket gelince Hz. Peygamber’e başvurmaktadırlar.

“Onlara, ‘Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin’ dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip, ‘Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik’ diye de nasıl Allah'a yemin ederler?” (Nisâ, 61, 62)

Böylece hak dine olan bağlılıkla­rı dünyevî menfaatlerine göre değişmek­tedir.

“İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.” (Hacc, 11)

Münafıklar hakkındaki bu ayırım göz önünde bulundurulduğu takdirde nifak hareketinin Medine’de başladığı yolunda­ki yaygın kanaatin “halis münafık” tipiyle sınırlandırılmasının gerektiği anlaşılır. Zira “şüphe içinde bocalama” manasındaki nifa­kın Mekke döneminde de bulunduğu söy­lenebilir. Bu durumda Mekkî ayetlerde münafıklardan bahsedilmesinin sebebi açıklığa kavuşmuş olur.

 “İnsanlardan: ‘Allah'a inandık’ diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah’ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, ‘Doğrusu biz sizinle beraberdik’ derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir? Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.” (Ankebut, 10, 11)

“Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkâr edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar: ‘Allah bu misalle neyi murad etti?’ desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.” (Müddessir, 31)

An­cak sistemli bir hareket olarak nifak, güç­lü ve hızlı kültür değişimlerinin gerçekleş­tiği toplumlarda görüldüğü gibi, yeni bir yapılanmaya gidildiği Medine devrinde ye­ni oluşuma tam uyum sağlayamayan in­sanlar arasında ortaya çıkmıştır.[1]

b) Kısımları

Nifak itikadî ve amelî olmak üzere iki kısma ayrılır.

1) İtikadî Nifak

Bu, kişinin dışa Müslüman olduğunu gösterirken içinde küfrü gizlemesi şeklinde olur. Bu büyük münafıklıktır. Bu tür münafıklık, insanı büsbütün dinden çıkartır. Böyle bir kimse cehennemin en alt derekesindedir.

Bu münafıklık da altı çeşittir: 

1-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i yalanlamak.

2-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin bazısını yalanlamak.

3-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e buğzetmek.

4-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin bir kısmına buğzetmek.

5-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in dininin gerilemesine sevinmek.

6-    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in dininin zafer kazanmasından hoşlanmamak.

2) Amelî Nifak

Bundan maksat; kalben küfür olmaksızın münafıklık hasletlerinden birisini işlemektir. Bu, imanın asıl itibariyle kalpte kalması ile birlikte söz konusu olur. Böyle bir ameli münafıklık kişiyi dinden çıkarmaz; ama bu kişi büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu durumda olan bir kişi iman ile birlikte, münafıklığın bazı hasletlerini bir arada taşımaktadır.[2]

İtikadî Nifaka Örnekler

1- Bir kimsenin “Ben din ile ilgili olarak Rasülün şu şu hususlara dair vermiş olduğu haberleri tasdik etmiyorum” demesi,

2- Bir kimsenin, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in namaz, oruç, hac yahut malın zekâtını vermek gibi getirdiklerinden herhangi bir şeyden hoşlanmaması,

3- Belirli bir savaşta Müslümanların müşriklere karşı yenilgiye uğramasına sevinmek,

4- Müslümanlar müşriklere karşı zafer kazandığında üzülmek.

Amelî Nifaka Örnekler

1- Bir kimsenin yerine getirmemeyi niyet ederek bir söz vermesi,

2- İnsanın konuşurken yalan söylemesi,

3- Belli bir emanet ona verilmişken, o emanete hainlik etmesi. Buna delil de Peygamber Efendimizin: “Münafığın alameti üçtür: Konuşursa yalan söyler, söz verirse durmaz, ona bir emanet verilirse hainlik eder”[3] buyruğudur.[4]

İtikadı Nifak İle Ameli Nifak Arasındaki Farklar

1- Büyük nifak, dinden çıkartır ve amellerin boşa çıkmasına neden olur. O halde büyük nifak gerçekte büyük küfür çeşitlerinden birisidir. Küçük nifak ise, (bir amel) riyakârlık ve başkaları tarafından işitilsin diye yapıldığı takdirde kişiyi dinden çıkartmaz.

2- Büyük nifak, itikat bakımından iç ile dış arasında çelişki olmasıdır. Küçük nifak ise itikatta değil de amellerde iç ile dış arasında bir çelişkisidir.

3- Büyük nifak müminden sadır olmaz; ama küçük nifak bazen müminlerde görülebilir.

4- Büyük nifaktan ötürü çoğunlukla kişi tevbe etmez. Tevbe etse dahi hâkimin huzurunda tevbesinin kabul edilip-edilmeyeceği hakkında görüş ayrılığı vardır. Oysa küçük nifak böyle değildir. Kişi bundan dolayı Allah Teâlâ’ya tevbe eder, Allah da onun tevbesini kabul edebilir.[5]

Nifak Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Şüphesiz nifak probleminin ortaya çıkışına uygun ortamlar, nifakın zuhûrunu hızlandırır. Burada nifakın zuhûruna uygun ortamları şu şekilde tespit edebiliriz.

1- Bir düşünce, dava, ideoloji, siyasi veya fikri hareket başarıya ulaştığı zaman nifak ortaya çıkmaya başlar. Hz Peygamber dönemininde de nifak, Müslümanların çok sıkıntı çektikleri ve güçsüz oldukları Mekke’de değil, Medine’de görünmeye ve etkili olmaya başlamıştır. İşte davanın güçlenmesiyle zayıf karakterli, korkak ve menfaatperest bazı insanlar kendilerini tatmin etmek için nifak yapma yoluna başvururlar.

2- Bazı kimseler, bir davayı veya hareketi yıkmak için onunla açıkça mücadele etme gücünü kendilerinde bulamazlarsa, o zaman gerçek düşüncelerini gizleyip zâhiren o davadan görünerek kaleyi içten fethetmeye çalışırlar.

3- Sıkıntılar ortaya çıktığında ve davanın mensupları zor durumda kaldıklarında, gerçekte davaya samimi bir şekilde bağlanmamış olan veya davaya bağlılığı zayıf olan kimseler nifaklarını ortaya koyarlar. Bu açıdan bakıldığında irtidat hareketleri de nifakın tezâhür ettiği hareketlerdir.[6]

Münafıkların Sonu

Münafıklarla ilgili ayetler incelendiğinde, çok şiddetli eleştirilere ve tehditlere hedef oldukları görülür. Allah Teâlâ, bir taraftan onların yaptıklarını bildirirken, diğer taraftan acı sonlarını hatırlatarak doğru yolu ve kurtuluşu göstermektedir. Münafıkların akıbeti ile kâfirlerin akıbeti birdir. Hatta Müslümanları kandırarak mümin göründükleri için daha büyük bir cezaya çarptırılacaklardır. Münafıklara verilecek ceza hakkında Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.”[7]

“Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.”[8]

 

Faruk Furkan

 



[1] DİA, 31/565.

[2] “Pratik Akait Dersleri”, sf: 139.

[3] Müslim, 59.

[4] A.g.e. 140.

[5] Aynı yer.

[6] “Hz. Peygamber Devrinde Münafıklar”, sf: 240.

[7] Tevbe Suresi, 68.

[8] Nisa Suresi, 145.

Okunma Sayısı:11776