(Allah'ım!) Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.(Fatiha-5)

ALTINCI İPUCU “SALİH VE SADIK İNSANLARLA BERABER OLMAK”

MÜSLÜMAN KALABİLMEK İÇİN

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

 

ALTINCI İPUCU

“SALİH VE SADIK İNSANLARLA BERABER OLMAK”

 

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

 

Hidayet üzere sabit kalabilmenin bir başka ipucu ise; kendileri ile aynı akideyi paylaştığımız “salih” ve “sadık” insanlarla bir arada olmaktır. Hidayet nimeti ile şereflenen bir müslüman, salih ve sadık insanlarla bir arada olarak elindeki hidayet nimetinin bekasını sağlamış olur. Rabbimiz şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

“Ey iman edenler! Allah(ın emirlerine aykırı davranmak)tan sakının ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119)

Sadıklarla beraber olmak her yönden bizlerin de onlar gibi olmasını sağlayacaktır; zira insanın fıtratında beraber yaşadığı kimselerden etkilenme, aynı ortamı paylaştığı insanlara özen gösterme özelliği vardır. Bundan dolayı Rabbimiz başkalarıyla değil, sadece sadık insanlarla beraber olmayı biz mümin kullarına emretmiştir.

Neden Sadıklarla Beraber Olmalıyız?

Bilindiği üzere insanoğlu, çok çabuk etkilenen bir yapıyla yaratılmıştır. Gördüğü, duyduğu ve müşahede ettiği her şeyden etkilenir. Düşüp-kalktığı kimselerin tesiri altında kalır. İşte bu nedenledir ki İslam, insana iyi arkadaşlar seçmesini ve hayırlı insanlarla oturup-kalkmasını emretmiştir. Kişi İslam’ın bu emrini yerine getirmeyip, bozuk insanlarla oturup-kalkarsa bu kaçınılmaz olarak onu da bozacak ve bozuklukta onlar gibi olmasına yardımcı olacaktır.

Sadıklarla beraber olmanın emredilmesindeki en önemli sebep –Allahu a‘lem− bizlerin de onlar gibi olabilmesini, nefislerimizin onlara benzemesini sağlamaktır. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Kişi arkadaşının dini (hayat tarzı) üzeredir.”[1]

Eğer arkadaşlarımız akideleri düzgün, sadık kimseler iseler bu bizi de etkileyecek ve bizlerin de onlar gibi akideleri düzgün, sadık insanlar olmasını sağlayacaktır. Yok, eğer akideleri ve ahlakları bozuk iseler bu bizde de tesir bırakacak ve –Allah korusun– bizlerin de hem akide olarak hem de ahlak olarak bozulmasına sebep olacaktır. İşte bu nedenle arkadaşlarımızı seçerken hangi inanç ve ahlak üzere olduklarını iyi tespit etmemiz gerekmektedir.

Unutmamak gerekir ki, insan kiminle düşüp-kalkarsa genellikle onunla aynı inancı ve aynı ahlakı paylaşır. Çünkü arkadaş mıknatıs gibidir; çeker. İyi ise iyiliğe, kötü ise kötülüğe çeker. Kötü olanın iyiliğe, iyi olanın da kötülüğe çekmesi mümkün değildir. Bu bağlamda eskilerin söylemiş olduğu şu sözler ne kadar da doğrudur.

“Üzüm üzüme baka baka kararır.”

“Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan...”

Gerçekten de bu böyledir. Kiminle takılırsan zamanla aynı onun gibi olursun. Örneğin ağzı küfürlü olan insanlarla birkaç gün beraber olman, senin ağzının da aynı şekilde küfürlü hale gelmesini sağlar. Birkaç günün sonunda istemesen veya farkında olmasan bile onlarla aynı ağzı konuşmaya başlarsın. Buna mukabil eğer ilmi seven ve ilmi gündem eden insanlarla takılırsan, sen de kaçınılmaz olarak onlar gibi ilmi sevip-isteyen bir insan olursun. Cihad ehli insanlarla oturursan sen de cihad tutkunu olursun. Namaz ehli insanlarla vakit geçirirsen sen de namaz ehli olursun. Ve hakeza ve hakeza…

Durum böyle olduğuna göre kiminle dostluk kurulduğuna, kiminle arkadaşlık edildiğine çok dikkat edilmelidir.

*** *** ***

İslam âlimlerinin belirttiğine göre sadık bir kimse, her şeyden önce kendisini Allah’ın razı olmadığı her türlü söz, davranış ve inançtan arındırmış kimse demektir. Özellikle itikadî anlamda Allah’ın razı olmadığı sözleri sarf eden veya Allah’ın razı olmadığı amelleri işleyenler asla sadık olamazlar. Ve yine sadık kimse, özünde ve sözünde doğru olan, ihlâsı asla terk etmeyen ve her daim doğru konuşmaya özen gösteren insandır. Buna göre özü bozuk olan, yalan söylemeyi adet edinen ve samimiyetten uzak davranışlar sergileyen kimseler sadık olamazlar. İşte biz müslümanların böylesi sadık insanları dost edinmesi ve imkân ölçüsünde onlarla bir arada olması gerekir. Çünkü bu, bizlerin hem onlarla aynı değerlere sahip olmasını sağlayacak, hem de müslümanlığımızın bekasına yardımcı olacaktır.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirinin dostlarıdırlar…” (Tevbe, 71)

“Ancak mümin birisiyle arkadaşlık et; yemeğini de ancak müttaki insan(lar) yesin.”[2]

Bu gün, zamanla akidelerinden ödün veren, inandığı değerleri terk eden ve dün doğru dediğine bu gün yanlış demeye başlayan insanların sapma süreçleri incelendiğinde, bunda yanlış insanlarla beraber olmanın büyük tesiri olduğu görülecektir. Müslüman, asla İslam’ın sapık dediği insanlarla bir arada olamaz; zira bu Allah’ın yasaklamış olmasının yanı sıra, zamanla onlara benzemeye de kapı aralayan bir husustur aynı zamanda. Onlarla sıkı-fıkı olanların zamanla onlar gibi olmaları kaçınılmazdır.

Burada yeri gelmişken çok önemli bir hususun altını çizelim: Bir müslümanın, müslüman olmayanlarla veya akidevî açıdan sapmış insanlarla ancak davet ilişkisi olabilir. Yani ancak onlara tebliğ yapmak, akidesini ulaştırmak ve üzerinde bulunmuş oldukları sapkınlıkları ıslah etmek amacıyla onlarla ilişki içerisine girebilir.  Bunun haricinde kurulacak ciddî ilişkiler, samimi dostluklar −Allah muhafaza− zamanla sapmaya ve eksen kaymasına yol açabilir. Bu da müslümanı helake götürür.

Bu gün bazı müslümanların kâfir kimselerle halı sahalarda, yüzme havuzlarında, piknik alanlarında sanki kardeşmiş gibi çok candan birlikteliklerine şahit oluyoruz. Eğer bu tür birliktelikler meşru davet ve tebliğ aracı olarak kullanılıyorsa, eyvallah, diyecek bir şeyimiz yoktur. Ama böyle değilse –ki biz bazı birlikteliklerin böyle olmadığına şahit oluyoruz− o zaman çok tehlikeli bir sonuca doğru gidiliyor demektir. Unutmamak gerekir ki bu tür candan birliktelikler, yani davet ve tebliğ amacı gütmeyen ilişkiler zamanla insanların kalplerini birbirine benzetecektir. İnsanlarla kurulan samimi dostluklarda veya birlikteliklerde mutlaka iki taraftan birisinin etkilenmesi söz konusudur. Eğer etkileyen sen olamazsan, mutlaka etkilenen olursun. Bu durumda da hidayeti elden kaybetmen ve helake düşmen an meselesi olur.

“İsrailoğulları arasında dinden sapma, ilk defa şöyle başladı: Bir adam bir başka adama rastlar ve: ‘Bana baksana! Allah’tan kork ve yapmakta olduğun şeyi terk et, çünkü bu sana helâl değildir’ derdi. Ertesi gün aynı işi yaparken o adamla tekrar karşılaşır ve kendisini yaptığı kötü işten nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah da kalplerini birbirine benzetti.”[3]

Bir müslüman asla inanç bakımından kendinden olmayan insanlarla sıkı-fıkı olamaz, onlarla samimi ve candan dostluklar kuramaz. Çünkü bu, Allah’ın ve Rasûlünün kesin bir yasağıdır. Bu yasağı çiğneyenler Allah ve Rasûlüne isyan etmiş olmalarının yanı sıra, gün gelir kalplerinin kâfirlerin kalplerine benzemesine de zemin hazırlamış olurlar.

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri veli (dost, yardımcı) edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz...” (Âl-i İmrân, 28)

Bir müslümanın birileri ile “dost” olabilmesi için, dost edinilecek o şahsın mutlaka iman etmiş olması şarttır. Çünkü insan, ancak kendisine başkalarından daha yakın hissettiği kişileri dost edinir ve ancak diğer insanlara nispetle daha yakın olduğuna inandığı kimselerle düşüp-kalkar. Çünkü dostluk, normal beşerî ilişkilerin en ileri noktasıdır. İşte bu nedenle samimi ilişkiler içerisine gireceğimiz insanların her şeyden önce şirkten uzak durmalarına ve gerçek anlamda Allah’a iman etmiş olmalarına önem göstermemiz gerekir.

Bir Uyarı

Geçtiğimiz satırlarda akidelerinden ödün vererek zamanla sapıtan insanların, genelde yanlış kişilerle fiilî birliktelik kurarak, onlarla oturup-kalkarak sapıttıklarını söyledik. Ama burada hemen belirtelim ki, bu birliktelikler bazen fiilî birliktelikler olarak değil, manevî birliktelikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani bu tür insanlar, her ne kadar meclislerde yan yana gelemeseler de bazen televizyon karşısında, bazen internet sitelerinde, bazen de kitap yaprakları arasında bir araya gelmektedirler. Bu tür birlikteliklere manevî birliktelik diyoruz ki, bu da fiilî birliktelik kadar tehlikelidir. Bir müslüman inanç ve amel olarak sapık gördüğü insanlarla bir arada bulunmadığı gibi, onların katıldığı televizyon programlarını, internet üzerinden yaptıkları dersleri veya yazmış oldukları kitapları da takip etmemelidir. Zira bu da sapmaya götüren vesilelerden sayılır. Eğer dinimizi muhafaza etmek, akidemizi korumak ve kalbimizi şüphelerden selamette kılmak istiyorsak asla bu tür sapık insanların derslerini dinlememeli, programlarını takip etmemeli ve kitaplarını okumamalıyız. “Bir şey olmaz” diyerek gaflete düşmemeliyiz; zira etrafımızda nice bu sözü söyleyip zamanla kalpleri onlarınkine benzeyen insan mevcuttur. Müslüman asla bir delikten iki defa ısırılmaz.

“İyi ve kötü arkadaşın durumu, güzel koku satanla körük çeken (demircinin) durumuna benzer. Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar ücretsiz verir ya  sen satın alırsın ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya  elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”[4]

Kötü Arkadaş Ahirette Pişmanlık Vesilesidir

Dünyada sadıklarla beraber olmayıp yanlış arkadaşlarla dostluk ilişkisi içerisine girenler, yarın kıyamet günü bin pişman olacak ve dünyada iken kötü arkadaş seçmelerinden ötürü nedametlerinden ellerini ısıracaklardır. Ama ne yazık ki o vakit el ısırma vakti değildir! Rabbimiz Furkan sûresi 27. ayet ve devamında dünyada iken düzgün arkadaş seçmeyenlerin pişmanlıklarını şöyle tasvîr eder:

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا يَا وَيْلَتَا لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنْسَانِ خَذُولًا

“O gün zalim kimse, ellerini ısırıp şöyle diyecektir: Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı (filanı) dost edinmeseydim! Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverendir!”

Zuhruf sûresi 67. ayette de şöyle buyurur:

الْأَخِلَّاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ

“O gün bütün dostlar birbirlerine düşman olacaklardır; ancak takva sahipleri müstesnadır.”

Eğer insan dünyada iken salih, Allah’tan korkan, Rabbine ibadet eden, ihlâslı ve müttakî kimseleri dost edinmezse, ahirette mutlaka pişman olacak ve pişmanlıktan dolayı ellerini ısıracaktır. Ve yine insan takva sahibi arkadaşları dost edinmezse, yarın kıyamette diğer arkadaşlarına düşman kesilecektir. Yarın düşman olacağın birisiyle şimdiden dost olmak akıl kârı mıdır? Kimlerle dost olmamız gerektiği noktasında Rabbimizin bu ayetlerini kendimize rehber edinmeli ve arkadaşlıklarımızı bu ayetler çerçevesinde belirlemeliyiz.

Burada son olarak Ali radıyallahu anh’ın arkadaşlık hakkında çok güzel bir nasihatini nakletmek istiyoruz. O, oğullarına nasihat ederken bu hususta şöyle demiştir:

“Oğlum! Ahmakla dost olmaktan sakın, çünkü sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Cimriyle dost olmaktan sakın, ona en fazla muhtaç olduğunda yardımına koşmaz, yerinde oturur. Kötülük sahibiyle dost olma, o pek az bir menfaat karşılığında seni satar. Yalancıyla dost olmaktan sakın, çünkü yalancı serâba benzer, uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.”

Kimlerle dost olmamamız gerektiğine dair çok önemli bir nasihattir bu. Bu nasihati dikkate alarak ahmakla, cimriyle, kötülük sahibiyle ve yalancıyla asla dostluk kurmamalıyız. Bunların hepsi sadık olmayan insanlar olduğu için bunların dostluklarından uzak durmalıyız. Böyle yaptığımızda dinimizi selamete aldığımız gibi nefislerimizi de selamete almış olacağız.

Allah tüm müslümanlara özünde ve sözünde sadık olan arkadaşlar nasip etsin ve onları razı olmadığı tüm arkadaşlardan ve arkadaşlıklardan muhafaza buyursun. (Âmin)

 

 

Faruk Furkan

 



[1] Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.

[2] Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.

 

[3] Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.

[4] Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.

 

Okunma Sayısı:621