"Musa 'Rabbim!' dedi, 'Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki sözümü iyi anlasınlar.' " (Tâhâ, 20/25-28)

KAFES İÇERİSİNDE KUŞ VEYA AKVARYUMDA BALIK BESLEMEK CAİZ MİDİR?

Son yıllarda muhabbet kuşu ve papağan gibi bazı süs hayvanlarını beslemek ve bunlarla evde vakit geçirmek insanlar arasında oldukça yaygınlaştı. Ardı ardına açılan kuş dükkânları bunun en büyük göstergesi. Akvaryumda balık beslemek ise zaten eskiden beri yaygın olan bir husus.

Lakin dinini önemseyen ve her alanda dininin verilerine göre hayatını tertip eden bir Müslümanın, –her konuda olduğu gibi– bu konuda da İslam’ın hükmünü bilmesi ve yaptığı işin caiz olup-olmadığını dinine sorması gerekmektedir.

• Acaba kafes içerisinde kuş beslemenin veya akvaryuma balık hapsetmenin hükmü nedir?

• Bir Müslüman evinde bunları bulundurabilir mi?

• Bir Müslümanın bu tür oyalayıcı şeylerle vaktini öldürmesi doğru mudur?

İşte bu ve buna benzer bazı sorular, son günlerde oldukça yoğun bir şekilde tarafımıza iletilmektedir. Şimdi Allah’ın yardım ve inayeti ile bu soruya kısaca cevap vermeye çalışalım.

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki, İslam’da aksine bir delil bulunmadığı sürece eşyada asıl olan mubahlıktır. Kafes içerisinde kuş beslemenin veya akvaryumda balık beslemenin haram olduğuna dair elimizde bir delil yoktur. Bu nedenle bizim evvel emirde bu işin mubah olduğunu söylememiz zorunludur. Bazılarının“Kuşlar kafese hapsedildiğinde özgürlükleri kısıtlanmış oluyor” diyerek bu mubahlığa itiraz etmeleri yersizdir. Zira biz bunu kabul edersek, o zaman ineklerin ve koyunların da ahırlara hapsedilmesini caiz görmememiz gerekecektir. Oysa bu hayvanları ahırda hapsetmek caizdir. Eğer bu caiz ise, kuşları da kafeste hapsetmek –âlimlerimizin ifadelerine göre– caizdir.

Her kesin bildiği bir hakikat vardır ki, dünya da ne kadar hayvan varsa her birinin kendisine özgü bir yaşam biçimi ve hayat stili vardır. Kimi hayvanlar hapsedildiğinde ölürlerken, kimileri de doğaya salındıklarında ölürler. Burada önemli olan insanın bu hayvanları, kendi yaşayış stil ve tarzlarının dışına itmemesidir.

Eğer bizim hapsettiğimiz kuş ve balıklar fıtratları icabı ancak kafes ve akvaryumda varlıklarını sürdürebilecekleri bir mahiyette iseler, bunların beslenmesinde –inşâallah– bir mahzur yoktur. Ama asıl varlık alanı doğa olan kuşları hapsederek onların tabiatını bozmak caiz olmayabilir. Günümüzdeki akvaryum balıkçılığı ve kafes kuşçuluğu, her halde faaliyetlerini bu çizgide sürdürmektedir.

İşin aslı sözünü ettiğimiz muhabbet kuşları, coğrafyamız itibariyle doğaya salınamazlar. Salındıkları anda hayatları son bulacaktır. Çünkü onlar yaşadığımız bölgelerde hayatlarını sürdürememekte, ya açlıktan ya da bir yırtıcıya yem olmaktan ötürü ölmekteler. Belki ormanlık bölgeler için söz biraz daha farklı olabilir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanına baktığımızda da bazı kuşların tıpkı bu günkü gibi, kafeslere konulduğunu göreceğiz. Buna şu olayı örnek gösterebiliriz. Enes bin Mâlik (radıyallahu anh) anlatır:

“Peygamber Efendimiz insanların en güzel ahlâklısı idi. Benim Ebû Umeyr adında küçük bir kardeşim vardı. Peygamber Efendimiz bir seferinde evimize gelmişti. Onu görünce:

―Ebû Umeyr’i üzgün görüyorum, sebebi nedir, diye sordu. Babam:

―Yâ Rasulallah, onun oynadığı ‘Nağr’ kuşu (serçeye benzeyen kırmızı gagalı bir kuş türü) öldü, dedi.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Ebû Umeyr’i ne zaman görse: ‘Ebû Umeyr! Senin nuğayr/küçük nağr kuşu ne yaptı?’ diye takılırdı.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

Eğer kafeste kuş bulundurmak caiz olmasaydı, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu mutlaka ev sahiplerine bildirir ve böyle bir şey yapmamalarını mutlaka onlara hatırlatırdı. Çünkü onun takrirleri de bizim için belirleyici unsurlardandır.

Mezheplere baktığımızda da meselenin üç aşağı beş yukarı aynı paralelde değerlendirildiğini görürüz. Şöyle ki: Hanefî, Şafiî ve Malikîlerin cumhuru, şer‘î ölçülere riayet etmek şartıyla kuş ve balık beslemenin, bunları bir yerde alıkoymanın ve bunların ticaretini yapmanın caiz olacağı görüşündedir. Bu görüş aynı zamanda Ahmed b. Hanbel’in iki görüşünden birisidir. (Geniş bilgi için bkz: İbn Abidîn Haşiyesi, 6/401; Muğnî’l-Muhtâc, 4/208.)

Mezhep âlimlerimiz, üstte zikri geçen Ebu Umeyr hadisinin yanı sıra buna Kur’an’dan da delil getirmişlerdir. Onların Kur’an’daki delilleri şu ayetlerdir:

“De ki: Allah’ın, kulları için çıkardığı zîneti/süs eşyalarını ve temiz rızkı kimmiş haram kılan? De ki: Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür…” (7/Araf, 32)

“Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri yaratmıştır. O, bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır/yaratacaktır.” (16/Nahl, 8)

Bu ayetler süs ve ziynet için yaratılan şeylerin haram olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür kuş ve balıklarda süz nevindendir; dolayısıyla beslenmeleri caizdir.

İslam âlimleri, bu tür hayvanların beslenebilmesi için bir takım şartlar öne sürmüşlerdir. Bu şartlar şunlardır:

1- Kimi zenginlerin yaptığı gibi, bununla kibirlenme ve övünme kastedilmemelidir.

2- Bunlarla vakit geçirilirken veya bakımları yapılırken her hangi bir farz geciktirilmemeli veya ihmal edilememelidir.

3- İsraf ve aşırı harcamadan kaçınılmalıdır.

4- Yiyecek ve içecekleri tam verilmeli, cimri davranılmamalıdır; çünkü yiyeceklerinde gevşek davranmak insanı cehenneme götüren amellerdendir. Nitekim Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), yiyeceğini vermediği için bir kadının bir kedi nedenle cehenneme gireceğini haber vermiştir. (Bkz. Buharî, 3295)

5- Onlardan istifade edilirken kendilerine eziyet verecek şeylerden kaçınılmalıdır.

Bu tarz hayvanları beslerken bazı hususlara da ayrıca dikkat etmek gerekir:

a- Hayvanları –özellikle de kuşları– tek başına değil de bir eşle beraber beslemek daha uygundur.

b- Hayvanda yırtıcılık özelliği varsa son derece tedbirli olunmalı, çocuklarımızın erişemeyeceği yerlere onları koymalıyız.

c- Yırtıcı olanla olmayanı aynı yerde tutmamalıyız.

Bunlar, bir Müslümanın hassasiyet göstermesi gereken şeylerden bazılarıdır.

Çok Önemli Bir Hatırlatma!

Kuş ve balık gibi süs hayvanlarını beslemek caizdir; lakin insana tebliğ, davet ve irşad gibi çok büyük ve ağır yükümlülükler verilmişken bu görevleri bırakıp boş ve faydasız işlerle vaktini kaybetmesi, hele birde bunu İslam’ın hâkim değil de mahkûm olduğu şu dönemde yapması hiç de yakışık alan bir şey değildir. Müslümanın, vaktini böylesi şeylerle değil, İslam’a ve Müslümanlara faydalı işlerle geçirmesi gerekmektedir. Kur’an’ı bile daha düzgün okuyamazken böylesi işlerle zaman katletmek en azından Allah huzurunda bizleri mesul pozisyonuna düşürür. Unutmayalım ki Allah (azze ve celle) boş işlerden yüz çevirenleri Kitab-ı Kerîmi’nde medhetmiştir.

“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (23/Muminûn, 3)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de böylesi insanların “güzel Müslüman” olduklarını vurgulamıştır:

“Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi onun İslam’ının güzelliğindendir.” (Tirmizî)

Gelin, vaktimizi hayvan beslemekle değil, hayvandan daha da aşağı düşmüş insanları eğitmekle, onların hidayetleri için çabalamakla geçirelim.

Ne mutlu sorumluluklarını ihmal etmeyen ve vaktini en faydalı olanla değerlendirenlere!

 

 

 

 

 

Faruk FURKAN

 

Okunma Sayısı:1686