“…Biz, bu Kur’ân'ı sana vahyederek en güzel kıssaları anlatıyoruz. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.” (12/Yûsuf, 1-2)

SEKİZİNCİ İPUCU “GARİBAN MÜSLÜMANLARIN İHTİYAÇLARINA KOŞUŞTURMAK”

MÜSLÜMAN KALABİLMEK İÇİN

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

 

SEKİZİNCİ İPUCU

“GARİBAN MÜSLÜMANLARIN İHTİYAÇLARINA KOŞUŞTURMAK”

 

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 

Hidayet üzere sabit kalabilmenin diğer bir ipucu da; gariban müslümanların ihtiyaçlarına koşuşturmak, fakir-fukaraya yardımcı olmak, onların sıkıntılarıyla uğraşmak ve elimizden geldiğince onların yanında olduğumuzu kendilerine hissettirmektir. Bu müthiş amelin insanın hidayet üzere kalabilmesinin delili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den nakledilen şu hadistir:

“İnsanların Allah’a en sevimlisi, onlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allah’a en sevimlisi, bir müslümanın kalbine sevinç sokmak veya ondan bir sıkıntıyı gidermek yahut onun bir borcunu ödemek ya da ondan (maruz kaldığı) bir açlığı gidermektir. Bir ihtiyacını gidermek için kardeşimle yürümem benim için şu mescidde[1] bir ay süreyle itikâfa girmemden daha sevimlidir. Her kim öfkesini tutarsa, Allah onun ayıbını örter.  Her kim istediğinde gereğini yapabileceği öfkesini yenerse, Allah onun kalbini kıyamet gününün arzusuyla doldurur. Her kim de kardeşinin ihtiyacının karşılanması için −ihtiyacı ayarlanana dek− onunla koşuşturursa, ayakların kayacağı kıyamet gününde Allah onun ayağını sabit kılar. Şüphesiz ki kötü ahlak, sirkenin balı bozduğu gibi ameli bozup ifsat eder.”[2]

Bu hadis, zikredilen ameli yapanların her ne kadar dünya hayatında hidayet üzere sabit kalmalarına garanti vermiyor gibi gözükse de, kıyamet gününde ayakların sabit kalacağını haber vermesinden hareketle dolaylı olarak bu anlama delalet etmektedir. Zira kıyamette sırat üzerinde ayakları sabit kalacak olanlar, ancak dünyada iken hidayet üzere sabit kalmayı başarabilenler olacaktır. Dolayısıyla bu hüküm, dünyada hidayet üzere kalmaya da şamildir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den nakledilen bu hadisi destekleyen başka hadisler de vardır. Bunlardan birisi şu rivayettir:

“Kim yetkili kimseye (sultana) ihtiyacını ulaştıramayan kişinin ihtiyacını ulaştırırsa, kıyamet günü de Allah onun ayaklarını sıratta sabit kılar.”[3]

Müslümanlar içerisinde öylesine iffetli, öylesine onurlu insanlar vardır ki, utançlarından dolayı aslî ihtiyaçlarını bile bazen müslümanların yetkili makamlarına iletemeyebilirler. Onları dışarıdan görenler onları zengin sanırlar. Bu, onların iffet ve hayâlarından kaynaklanmaktadır. Rabbimiz bu müslümanların durumunu Kitab-ı Kerimi’nde şöyle haber verir:

لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لَا يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ

(Sadakalar) kendilerini Allah yolunda (ilim ve hizmete) adamış olan ve yeryüzünde dolaşıp kazanamayan fakirler içindir ki, iffetleri sebebiyle, gerçek hallerini bilmeyen, onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Onlar, yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayır namına ne verirseniz, muhakkak ki Allah onu bilir.” (Bakara, 273)

İhtiyaçların yetkili makamlara iletilmemesi bazen de başka nedenlerden kaynaklanır. Kimi zaman yanlış anlaşılma duygusu, kimi zaman hastalık, kimi zaman yoğunluk, kimi zaman da iletişime geçmenin usulünü bilmemek bunun başlıca sebeplerindendir. İşte böylesi durumlarda bir müslümana düşen, kardeşinin ihtiyaç içerisinde olduğunu bildiği ve onun yetkili makamlarla irtibata geçemediğini gördüğü zaman arada güzel bir “vasıta” olmaktır. Unutmamak gerekir ki, böyle bir hayırda vasıta olmak hadiste ifade edildiği gibi bir ay Mescid-i Nebevî’de[4] itikâfa girmekten daha güzel bir ameldir. Ve yine bu tür bir aracılıkta bulunanlar, kıyamet günü herkesin ayağı cehenneme doğru kayarken, kendi ayakları sabit bir şekilde yerinde duracak ve inşâallah cennete doğru ilerleyecektir. Bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in biz ümmetine bir müjdesidir.

Bilindiği üzere müslümanlar birbirlerinin kardeşidirler.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ

“Mü’minler ancak kardeştirler.”

Bundan dolayı da her an birbirlerine yardım içerisinde olurlar. Onlar bu şekilde birbirlerine yardım ettikleri sürece Allah da onlara yardım eder ve her daim nusretini onların üzerine indirir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Bir kimse, bir mü’minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde o mü’minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımındadır…[5]

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ona haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” [6]

Buraya kadar zikrettiğimiz hadislerin hiçbirisinde müslümanın kardeşine nasıl ve ne şekilde yardım edeceği belirtilmemiştir. Çünkü bu alan çok geniştir. Bu nedenle burada önemli olan kardeşimize “yardımcı” olmaktır. Bunun elbette birçok şekli ve niteliği vardır. Kişi bazen eliyle, bazen diliyle bazen de kalbiyle kardeşine yardımcı olabilir.

Bu gün yaşadığımız coğrafya itibariyle müslümanların yardıma muhtaç olduğu onlarca alan vardır. Hele bir de şehid aileleriyle mahkumların çoluk-çocuklarını düşündüğümüzde ne kadar yardıma muhtaç insan kitlesi olduğunu anlamamız hiç de zor değildir. Bu insanlar Allah yolunda her şeylerini ortaya koydukları için kâfirler tarafından zulme uğramış insanlardır. Kendilerini Allah yoluna vakfettikleri için ailelerinin maişetlerini temine bile vakitleri olmamıştır. Bu nedenle selamette olan diğer müslümanların onlara ve ailelerine yardım etmeleri gerekmektedir. Eğer bizler de onlara veya ailelerine yardım etmezsek kim onların yardımcısı olacak? Zaten kâfirler onların zorda olmalarını istiyor. Sair insanlar ise onlardan çekinip-korkuyor. Bu durumda onların muini kim olacak?

Müslüman, bu noktayı dikkate alarak özellikle de mazlum ailelerin yardımcısı olmalıdır.

Hele bir de bu aileler içerisinde yetimler varsa, bu durumda yardımlarımızı ikiye katlamalı, çocuklarımız gibi onların maddî-manevî ve dünyevî-uhrevî tüm ihtiyaçlarını temin etmeye gayret etmeliyiz.

Yetimler içerisinde de babaları İslam davası için kanını akıtmış şehidlerin çocukları varsa, o zaman yardımlarımızın ve imkânlarımızın sınırlarını alabildiğine zorlamalı, onlara çocuklarımıza gösterdiğimiz sevgiden daha fazlasını göstermeye çalışmalıyız.

Bir adam Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek kalbinin katılığından şikâyette bulunmuştu. Bunu duyan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem adama:

— Kalbinin yumuşamasını ve ihtiyaçlarının giderilmesini ister misin? Yetime merhametle davran, başını okşa, yemeğinden yedir; o zaman kalbin yumuşar ve ihtiyaçların giderilir, buyurdu”[7]

Yetimlere iyilik ederek onların bakımlarını üstlenenlerin, cennette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e komşu olacağı hepimizin malumudur.

 Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başparmağı ile orta parmağını yan yana getirip aralarını hafifçe ayırarak: “Ben ve yetimin bakımını üstlenen kimse, cennette şöyle olacağız” buyurdu ve parmağıyla bunu gösterdi.[8]

Unutmayalım ki yetimlere göstereceğimiz merhamet, hem kalbimizin yumuşaması, hem sıkıntılarımızın giderilmesi, hem de cennette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e komşu olunması şeklinde çok daha fazla kârla bize geri dönecektir. Müslüman az işle çok kâr elde etmeyi bilen insandır.

Burada bir müslüman tüm bu zikrettiğimiz insan sınıflarına karşı “Ben ne yapabilirim?” diye sorabilir. Böylesi soranlara şu işlerin yapılmasını öneririz:

• Borçları kapatmak,

• Faturaları yatırmak,

• Kira ödemek,

• Pazar ihtiyaçlarını karşılamak,

• Bizzat pazar alış-verişlerini yapmak,

• Gitmeleri zahmet veren veya mümkün olmayan resmî işlerine koşuşturmak,

• Ev taşınacağında fiilen taşıma işlemine yardım etmek,

• Ev boyanacağında ev boyamak veya boyayacak birisini temin etmek,

• Bayramlarda şeker-lokum almak,

• Kurbanda kurban alıp, kesmek veya kestirmek,

•Çocuklarını müslümanların kurslarında/okullarında okutmak,

• Onların medrese ihtiyaçlarını karşılamak,

• Kıyafetlerini temin etmek,

• Özellikle onlar için ders ortamları ayarlamak,

• Arabamızla meşru çerçevede[9] gidecekleri yerlere götürmek…

Bu saydıklarımızla bir müslüman gerek şehid ailelerine, gerek mahkûm ailelerine, gerekse bunların çocuklarına yardımda bulunabilir. Elbette ki bütün yardım alanları bunlarla sınırlı değildir. Bunların haricinde de yüzlerce yardım için imkân vardır. Önemli olan bunlardan ihtiyaç olanını tespit edip onunla kardeşlerimizin sıkıntısını gidermeye çalışmaktır. Unutmamak gerekir ki, böyle yaptığımızda Allah da bizim sıkıntımızı giderecektir. Hem de dünya ve ahiret sıkıntılarımızı!

Bunun için bu işler yapılmaya değmez mi?

Ama hemen altını çizelim ki, ayaklarımızın dinde sabit kılması için bu yardımları fiilen ve bizzat yapmaya da gerek yoktur. Öyle ya belki içimizden bazılarının bu sayılanlardan hiçbirisini yapmaya imkân ve güçleri olmayabilir. Burada önemli olan bunları yapacak birilerini bulmak ve bunları yapmaları için ihtiyaç sahipleriyle onlar arasında köprü olmaktır. Kişi bunu yaptığında Allah onun hem dünyada hem de ahirette ayaklarını sabit kılacaktır.

Ne mutlu yapmış olduğu hayırlı aracılıklar sayesinde dünyada ve ahirette ayaklarının sabit kalmasını becerebilenlere!

Rabbimizden temennimiz; ayakların hak yoldan kaydığı zor ve çetin imtihanlarda ve dehşeti her tarafı saran kıyamet gününde ayaklarımızı sabit kılması ve merhametiyle bizlere muamele etmesidir.

 

 

Faruk Furkan

 



[1] Mescid-i Nebevi’yi kastediyor.

[2] Taberânî rivayet etmiş olup, Nasiruddin el-Elbânî “hasen” olduğunu belirtmiştir. Bkz. Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, 906.

[3] Bezzâr rivayet etmiştir, hadis “zayıf”tır

[4] Bilindiği üzere Peygamberimizin mescidi olan Mescid-i Nebevî’de itikâfa girmek Kâbe hariç dünya üzerindeki tüm mescidlerde itikâfa girmekten daha sevaptır. Buharî ve Müslim’in ortaklaşa rivayet ettikleri bir hadiste Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Benim şu mescidimde kılınan namaz Kâbe hariç diğer tüm mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır/sevaptır.”

[5] Müslim rivayet etmiştir.

[6] Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.

[7] Taberani rivayet etmiştir. Hadis, Nasiruddin el-Elbânî’nin tahkikine göre “sahih”tir. Bkz. Sisiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, 854.

[8] Buhârî rivayet etmiştir.

[9] Şehid veya mahkûm ailelerine yardım edeceğiz derken onlarla halvet durumuna düşülmemelidir. Gerektiğinde arabamıza eşimizi de alarak halvet durumunun önüne geçilmelidir. Müslümanın normal insanlara gösterdiği özenin kat be katını şehid veya mahkûm ailelerine göstermesi gerekmektedir; zira hadislerden öğrendiğimize göre, onlara yapılacak hata Allah katında diğer kullara yapılan hatadan çok daha fazlasıyla cezalandırılacaktır. Bundan dolayı tedbirimizi iyi almalıyız.

Okunma Sayısı:579